25 Nisan 2017 Salı

Alice Harikalar Diyarında (Alice's Adventures in Wonderland, #1)

Kitap Adı: Alice Harikalar Diyarında
Özgün Adı: Alice's Adventures in Wonderland
Kitap Yazarı: Lewis Carroll
Çeviren: Nurten Hatırnaz

Yayınevi: Arkadya
Sayfa Sayısı: 150
Baskı Yılı: 2017

Bir masal kitabına böyle bir yorum gireceğim için ben de şaşkınım. Fakat bunun sorumlusu Okuyan Muallime'den Nihal'dir :D Çünkü kendisi kitabı okuduğunda bana "Alice şizofren olabilir mi?" diye sormuştu. Ben de kitabı tamamen bu gözle okudum.

Hatta o kadar ki, o şişelerden içtiği sıvıların içinde LSD olabilir mi falan diye düşündüm.(LSD'yi yabancı dizilerden falan tanıyor olmalısınız :D) Çünkü boyunun uzaması, kısalması, kollarının bacaklarının çok uzaması falan, hepsi bana uyarıcı madde altında görülen sanrıları hatırlattı. Ve LSD'nin bu tarz etkileri olduğunu biliyoruz.

Sonra, yazıya başlamadan önce biraz interneti karıştırayım dedim ve gördüklerim karşısında iyice şok oldum. "Alice in Wonderland Syndrome" diye bir tanı varmış gerçekten. 1955 yılında bir psikiyatrist tarafından beden algısındaki gerçekliği kaybetme, işitsel ve görsel illüzyonlar ve migren gibi belirtiler ile tanımlanmış. Beyin tümörü ya da bir virüsten kaynaklandığı düşünülüyormuş. İngilizce olarak arattığınızda makaleler falan çıkıyor karşınıza, o derece yani :D Yazarda da sendromun tanı kriterleri arasında geçen migrenden olduğu söyleniyormuş ayrıca. Resmen olaylar olaylar :D



Kitabın konusunu anlatmayacağım, herkes biliyordur zaten. Ama tekrar okumaya karar verirseniz bir de bu gözle okuyun, aydınlanma yaşayacaksınız bence :D Son olarak, kitapla ilgili söylemek istediğim en önemli şey şu: Bu kitap anadilinden okunmalı. Diğer çeviriler nasıl bilmiyorum ama bu çeviride birçok şarkı Türkçeye adapte edilmeye çalışılmış ama bence olmamış. Çok yapay duruyordu çeviri. Değiştirilen her şeyin orijinalinde nasıl olduğunu merak edip durdum. O yüzden bir de İngilizcesini okuyacağım bir ara :D 

Bir de alıntım vardı: 

"Ama ben delilerin arasına düşmek istemiyorum ki!" dedi Alice.
"Başka şansın yok," dedi Kedi, "burada hepimiz deliyiz. Ben deliyim. Sen delisin."
"Benim deli olduğumu nereden çıkardınız?"
"Öyle olman gerek," dedi Kedi, "yoksa burada olmazdın." 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Yani, çocuk kitabı işte :D 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Akıcıydı, incecik zaten. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Dediğim gibi, çeviri ile ilgili sıkıntılarım vardı. Ama bu, bu versiyona has değil. Bence bu kitap asla tam olarak çevrilemez :D

Orijinal isim (%10): 4/5
Adventures diyor orijinal isminde :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Güzel olmuş.   

Final puanı: 3,9

23 Nisan 2017 Pazar

Kan ve Gül

Kitap Adı: Kan ve Gül
Kitap Yazarı: Alper Canıgüz
Yayınevi: April

Sayfa Sayısı: 212
Baskı Yılı: 2017

Alper Canıgüz en sevdiğim Türk yazarlardan biridir. O yüzden yeni kitabının çıktığını görünce çok heyecanlanmıştım, çok da bekletmeden alıp okudum. Yine güzel bir şey çıkarmış ortaya. Açıkçası Alper Kamu'dan bir şeyler okumayı daha çok isterdim tabii ama bu da güzeldi :D

Eşinden ayrılmış, uyduruk bir yayınevinde uyduruk aşk romanları çevirerek geçinmeye çalışan Aziz'i okuyoruz bu kitapta. Bir yangında kalıyor ve ölmek üzereyken bir anda kendini yirmi yıl öncesine gitmiş halde buluyor. Üniversite yıllarına geri gidiyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde okumuş Aziz. Onun zamanındaki kampüse falan geri dönüyor.

Bu zaman yolculuğuna karışmadan kısa bir süre önce de, ünivesitedeki tiyatro kulübünden birinin yıllar önce öldürüldüğünü öğreniyor. Hazır geçmiş de dönmüşken, bu olayın peşine düşüyor. Katili bulmaya çalışıyor, bir yandan da gençliğini yeniden yaşıyor. Şu an ayrı olduğu eşiyle birlikte vakit geçiriyor. 



Kitabın ortalarında olaylar bir yere gidiyor gibi oldu, "öyle olursa oha derim" dedim :D Sonra başka yere gitti, sonuçlanırken tekrar oha dedim. Kitap biterken bir oha daha dedim :D Gerçekten güzel bir kurgu çıkarmış ortaya Alper Canıgüz :D

Ayrıca dilini de çok seviyorum yazarın. Hafif alaycı, bir yerlere laf değdiren bir havası var. Bu da kitaplarını eğlenceli yapıyor bence. 90'lı yıllara geri döndüğü için, bu kitapta da oldukça güzel dokundurmalar yapıyor :D

Birkaç alıntı da bırakayım şuraya:

"Memleketimizdeki yükseköğrenim kurumlarından birine yolu düşen herkes, devletimizin bu ilim ve irfan yuvalarının üstüne nasıl titrediğini, kapıya yığdığı özel güvenlik, polis gücü, çevik kuvvet ve hatta jandarmalara bakarak kolayca anlayabilir. Serbest düşüncenin kalesi üniversite, ülkemize kelimenin tam anlamıyla kale gibi korunmaktadır yani."

"Batı'nın ahlakını almıyor ama antibiyotiğini alıyoruz galiba?"

"Soyguna uğramış bir insan, kendisinden ne çalındığını bilmediği sürece, soyulmamış demekti."

"Sağlık dediğin Türkiye gibi bir şey, doğuya giden gemide batıya doğru koşmak."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Güzeldi. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 5/5
Tek günde bile bitirilebilir aslında. 

Baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir problem yoktu.

Güzel kapak (%5): 3/5
Eh :D
Final puanı: 4,5

21 Nisan 2017 Cuma

Behind Closed Doors

Kitap Adı: Behind Closed Doors
Kitap Yazarı: B. A. Paris
Yayınevi: Martin's Press

Sayfa Sayısı: 351
Baskı Yılı: 2016


Bu kitabı bir takipçim beğeneceğimi düşünerek önermişti uzun bir zaman önce. Daha sonra bu ay İngilizce olarak hangi kitabı okusam diye düşünürken tekrar söyledi ve ben de dedim ki daha fazla bekletmeyeyim artık :D


Kitabın türü gerilim olarak geçiyor. YAŞASIN GERİLİM KİTAPLARI! :D Ama şöyle bir durum var. Kitabın kapağına "The perfect mariage? Or the perfect lie?" yazmışlar. Bunu muhtemelen ilgi çıksın "uuuu" falan diyelim diye yapmışlar. Ben de dedim :D Ama bu tam olarak iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi kara veremedim.


Çünkü, kitaba başladığınız andan itibaren "perfect lie" için ipuçları aramaya başlıyorsunuz. Çok mutlu görünen bir çift var ama bit yeniği nerede falan diye düşünüyorsunuz. Ve ben, ilk kelimelerden itibaren çiftin arasındaki gerilimi hissettim. Hani şey gibi, "sevgilim" diyor ama alttaki mesaj sanki "lanet olsun sana" falan gibi yani. Bu gerilimi hissediyorsunuz :D


Zaten çok kısa süre içinde de işin iç yüzünü öğreniyor ve kitabı böyle okumaya devam ediyorsunuz. Ben şöyle bir kurgu tercih ederdim: Başta bize gerçekten bir kusursuz evlilik verseydi. Kitabın yarısına kadar falan. Sonra o evlilik yavaş yavaş çatırdasaydı, biz ufak tefek ipuçları yakalasaydık. Ve sonra her şey açığa çıksaydı. Kitabı böyle çok çok daha fazla severdim.




Kitabın bu halini okurken sıkılmaya başladım çünkü. Okuyorum, devam ediyorum ama bir yandan da bir şey olsun diye bekliyorum. "BİR ŞEY YAPMAYACAK MISIN BE KADIN?" diye söylenip durdum :D Neyse ki kitap sonlara doğru biraz hareketlendi. Güzel bir sonla bittiğini söyleyebilirim. 


Kitabı okursanız ne demek istediğimi anlarsınız, son sayfalarda Esther ve Grace'in yaptığı konuşma çok hoşuma gitti. Sanki hiçbir şey konuşmuyorlar ama aslında her şeyi konuşuyorlar gibi :D 


Özetle kitap güzeldi ama ortalama güzeldi. Çok daha iyi gerilim kitapları okudum. Dediğim gibi, bu kitabı ben yazmış olsaydım yukarıda anlattığım şekilde yazardım. Biliyorsunuz, her şey seyrinde giderken bir anda patlayan bomba gelişmeleri falan çok severim :D


Bu arada kitabın henüz Türkçesi yok. Çevrilir mi, kim alır ne zaman çevirir falan hiçbir fikrim de yok :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 3/5
Ortalamaydı. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 3/5
Sıkılır gibi oldum okurken. 

Baskı kalitesi (%5): 5/5
E-book olarak okudum ama edisyonunda falan bir problem yoktu. 

Güzel kapak (%5): 1/5
Kapakta yaratıcılık sıfır. Behind Closed Doors, o zaman aralık bir kapı koyalım :D


Final puanı: 3

16 Nisan 2017 Pazar

Oasis

Kitap Adı: Oasis
Özgün Adı: Oasis
Kitap Yazarı: Eilis Barrett
Çeviren: Cumhur Mısırlıoğlu

Yayınevi: Genç Timaş
Sayfa Sayısı: 368
Baskı Yılı: 2017

Oasis çok yakın zaman önce çıkan kitaplardan. Ben de zaten merak ediyordum, o yüzden hiç bekletmeden okudum. 

Yüzyıllar önce dünyada bir virüs yayılmış ve insanlık neredeyse yok olmaya yaklaşmış. Kalanlar, eski dünyanın en büyük şehirlerinden birinin etrafına otuz metre yüksekliğinde çelik ve taştan bir çember duvar örmüşler: Umut duvarı. Bu duvar, Safkanları, yani virüsten etkilenmemişleri virüs yok olana kadar korumuş. Böylece Oasis, Dış Mıntıka, İç Mıntıka ve Selyan olarak katman katman bölünmüş. 

Oasis'in doğumundan yüz yıl sonra bilim adamları bu virüsü tetikleyen bir gen keşfetmişler: X geni. Tüm yurttaşlar test edilmiş ve yarısında X geni pozitif çıkmış. "Bu da nüfüsun yarısından fazlasının, işleyen ve patlamayı bekleyen, patladığında da herkesi öldürecek birer saatli bomba olduğunu anlamına geliyor."



Bu sebepten dolayı da Oasis yönetimi, tedavi bulunana kadar X geni pozitif olanları tecrit etmiş. Bu vatandaşlar Dış Mıntıka'ya gönderilerek kamp gibi yerlerde, kötü şartlarda yaşamaya devam ediyor. Biz de Quincy'nin etrafından okuyoruz olayları. Kendisi de X geni pozitif olanlardan ve Dış Mıntıka'da yaşıyor.

"Virüs insanlara bulaşmıyordu; virüs insanların kendisiydi. Virüs bendim; ben Virüs'tüm."

Kitapla ilgili en önemli problemim X geni meselesi. Alfabede başka harf mi kalmadı yani? Neden X? :D Başta cinsiyet geniyle bir alakası olduğunu düşündüm ama buna dair hiçbir şey söylenmiyor. Öyle değilse neden X yani? :D İkincisi kitapta pek çok yazım yanlışı var. Bence kitabın yeni baskıdan önce tekrar okunması gerekiyor. 

Güzel bir kitap, konu güzel, dünyayı sevdim ama çok da kuvvetli değil. Kötü değil ama kesinlikle okuyun da değil bence. Ayrıca kitabın bilgilerinde herhangi bir seriye ait olduğu gözükmüyor ama tam bir seri gibi bitti :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Ortalamaydı.  

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Bu da ortalamaydı :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Yazım yanlışları çoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Eh zaten yani :D 

Güzel kapak (%5): 3/5 
Fena değil kapak.  

Final puanı: 3,2

12 Nisan 2017 Çarşamba

Ateşin Şarkısı

Kitap Adı: Ateşin Şarkısı
Özgün Adı: Playing with Fire
Kitap Yazarı: Tess Gerritsen
Çeviren: Cumhur Mısırlıoğlu

Yayınevi: Martı
Sayfa Sayısı: 302
Baskı Yılı: 2016

Martı Yayınları'nın 1001. kitabı Ateşin Şarkısı. Çok iyi değil mi? 1000 tane kitap basmışlar! :D Yine ne okusam diye dolanırken Tess'in bu yeni kitabını aldım elime. Ve o kadar akıcıydı ki hıphızlı bitirdim. 

Kitapta farklı zamanlarda yaşamış iki kişi anlatılıyor: Julia ve Lorenzo. Julia eşi ve 3 yaşındaki kızıyla normal bir hayat süren, bir kuartette ikinci kemancı olarak çalan bir müzisyen. Bu normal hayatı, İtalya'da bir antikacıdan aldığı bir müzik kitabıyla alt üst oluyor. Kitabın içinden bir sayfa çıkıyor, Incendio adındaki bir valsin elle yazılmış notalarının olduğu bir sayfa. Julia tabii ki müzik aşkına karşı koyamıyor, evde bu valsi çalmaya başlıyor. Ancak müziği çalarken birden bir şeyler oluyor, üç yaşındaki kızı çöpten aldığı cam parçasını bacağına saplıyor. Julia bu müzikte şeytani bir şeyler olduğunu ve kızını saldırganlaştırdığını düşünüyor. Daha sonra başka olaylar da yaşıyor. 

"Her şey o zaman değişti işte. Kabus o zaman başladı. İncendio'yu ilk çaldığım zaman."

Kitapta bir yandan da 1940'larda yaşayan Lorenzo'yu okuyoruz. O da bir müzisyen. Ama o dönemde İtalya'da Yahudi olmak gibi büyük bir şanssızlığa sahip. O dönemlerde Yahudi karşıtı iktidar, 250.000 civarında Yahudi'yi İtalya'dan tecrit etmiş, ölüm kamplarına göndermiş. Lorenzo ve ailesi de bu muameleye maruz kalanlardan. 


Bu iki müzisyenin hayatlarını ve hikayelerinin bir noktada birbirine bağlanmasını okuyoruz. Tess bu kitapta farklı bir şey denemiş ve başarmış. Ben normalde sevdiğim yazarların böyle farklı şeyler denemelerini pek sevmem. Kendi türlerinde kalmalarını isterim. Ama bu kitap bir istisna oldu. Tess yine kitabın içine ufak ufak tıbbi detaylar serpiştirmiş. Çok da güzel olmuş.

Kitapla ilgili beni rahatsız eden tek şey zaman geçişleri oldu. Bazı yerlerde biraz özensizce ve hızlıca yapıldığını düşündüm. 

Bu alıştığımız Tess Gerritsen kitaplarından biri değil. Ama okumanızı tavsiye ediyorum. O kadar sürükleyici ki, başından kalkamayacaksınız! 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi.  

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Kitabı bırakmak istemedim resmen :D 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 1/5
Maalesef :D 

Güzel kapak (%5): 3/5 
Eh :D 

Final puanı: 4.15

10 Nisan 2017 Pazartesi

Her Şey İçin Teşekkürler

Kitap Adı: Her Şey İçin Teşekkürler
Özgün Adı: Thanks for the Trouble
Kitap Yazarı: Tommy Wallach
Çeviren: Hasret Parlak Torun

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 255
Baskı Yılı: 2017

Her Şey İçin Teşekkürler'i çok sevdim! Parker Santé'ye bayıldım! Gerçekten, uzun zamandır okurken en keyif aldığım kitaplardan biri oldu. 

Parker bir süre önce babasını kaybetmiş. Ve o zamandan beri, travmaya bağlı olarak konuşmamaya başlamış. Okulla falan da çok ilgilenmiyor. Otellerde takılıyor, oradaki insanları izliyor, bazen de bir şeyler aşırıyor. Bir gün, lobide tek başına oturan gümüş saçlı bir kız görüyor, elinde bir tomar para var. Kız masadan ayrıldığında çantasını çalıyor ama sonra pişman oluyor ve böylece o kızla tanışıyor: Zelda Toth. 

Zelda yaklaşık 250 yıldır yaşadığını söylüyor. Ve artık yaşamaktan sıkılmış, ölmek istiyor. Bu yüzden de Golden Gate köprüsüne giderek intihar edeceğini anlatıyor Parker'a. Böylece karşılıklı bir anlaşma yapıyorlar. Zelda'nın binlerce dolarlık parasını birlikte harcayacaklar, Parker üniversiteye gitmeyi kabul edecek, para bitince de Zelda hayatını sonlandıracak. Uzun gözükse de kitap aslında 31 Ekim ile 2 Kasım arasındaki üç günlük süreci anlatıyor bize. 


Gerçekten çok sevdim kitabı. Dediğim gibi, Parker'ı sevdim özellikle. Aşağıya beğendiğim alıntıları da bırakıyorum. Bu kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. 

"Neden onlar birkaç damla kahve için 4,50 dolar isterken, ikinci dereceden hırsızlıkla tutuklanma riski yaşayan bendim?"

"Babam bana, toplumumuzun az çalan insanları cezalandırdığını, çok çalan insanlarıysa ödüllendirdiğini öğretti."

"Kahvelerini şekersiz içen insanları hiçbir zaman anlayamadım. Hayat yeterince acı değil mi zaten?"

"Mutsuz insanları görmezden gelebildiğimiz kadar mutlu oluruz."

"İnsanlar o kadar aptal ki, nefes alıp vermeyi becerebilmeleri bile mucize."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
İşin içine fantastik detaylar ve Parker Santé gibi bir karakter eklemek çok iyi olmuş! 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Tek günde bile biter. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 1/5
Yazar "sorry for the trouble" ifadesine gönderme yapmış sanırım ama çevrilirken bu korunmamış maalesef :D 

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapağına BAYILDIM!  

Final puanı: 4.6



9 Nisan 2017 Pazar

Bugün Farklı Olacak

Kitap Adı: Bugün Farklı Olacak
Özgün Adı: Golden
Kitap Yazarı: Jessi Kirby
Çeviren: Duygu Özen Gür
Yayınevi: Novella Dinamik
Sayfa Sayısı: 317
Baskı Yılı: 2017


Bugün Farklı Olacak pek de farklı bir kitap olamadı benim için :D Yani güzeldi, okurken keyif aldım ama çok da etkilenmedim, bittiğinde "vay be!" demedim. 

Hikayeyi Parker anlatıyor bize. Üniversiteye hazırlanan, sıradan bir lise öğrencisi. Okullarında bir gelenek var. Bir öğretmenleri, son sınıf öğrencilerine defterler dağıtarak neler yapmak istediklerini falan düşünerek doldurmalarını istiyor. Daha sonra bu defterleri topluyor ve 10 yıl sonra sahiplerine postalıyor.
 

Parker da bu öğretmenine yardım ederken birinin defterini buluyor: Julianna Farnetti. Yıllar önce, Parker'ın yaşlarındayken erkek arkadaşıyla bir araba kazasında ölmüş kendisi. Cesetleri donmuş gölde kaybolmuş ve hiç bulunamamış. Bu yüzden de kasabada bir efsaneye dönüşmüşler. 

İşte Parker, bulduğu bu defteri dayanamayarak okumaya başlıyor. Böylece Julianna ve erkek arkadaşı Shane ile ilgili bir şeyler öğrenmeye başlıyor. Sonra da bir macera başlıyor. 

Herkesin bildiği öykü aynı. Peki yabu öykünün devamı varsa ve bilinenden daha fazlası yaşadıysa? Ya parçaları birleştirip gizli kalmış sona ulaşması gereken kişi bensem? Gerçeği öğrenme şansı bana verildiyse?

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Eh :D 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Çok kalın bir kitap değil zaten, kolay okunuyordu. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Kitapla ilgili en büyük sorun birçok imla hatası barındırıyor olmasıydı. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Golden ile hikaye arasında bir bağ kuramasam da yine de orijinal isimciyim tabii ki :D 

Güzel kapak (%5): 5/5 
Cilde, şömize, her şeye bayıldım :D  

Final puanı: 3.25

8 Nisan 2017 Cumartesi

Her Şeyin Bedeli

Kitap Adı: Her Şeyin Bedeli
Özgün Adı: The Cost of All Things
Kitap Yazarı: Maggie Lehrman
Çeviren: Bige Turan Zourbakis
Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 366
Baskı Yılı: 2017


Her Şeyin Bedeli enteresan bir kitaptı. Başlarda pek ısınamamıştım ama sonra epey güzelleşti. Sevdiğimi kesinlikle söyleyebilirim. 

Cape Cod denen bir kasabada geçiyor olaylar. Burada "efsuncu" dedikleri büyücü bir kadın da var. İnsanlar yıllardır bu kadına büyü yaptırıyor. Daha güzel gözükmek için, sınavlarda başarılı olabilmek için... Ari de erkek arkadaşını kaybedince onu hafızasından sildirmek için büyü yaptırıyor. Biz de zaman zaman geçmişe de giderek bu olaydan sonrasını okuyoruz. 

Enteresan kitap dememin sebebi bu büyücü meselesi. İlk okuduğumda çok şaşırdım. Yazar fantastik bir şeyler yapmaya çalışmamış. Sıradan bir kasabada, normal bir büyücü işte. Bizdeki karşılığı biraz falcı/üfürükçü kıvamında olanlardan :D


Ancak büyü yaptıran herkesin dikkat etmesi gereken bir şey var. Yaptırdığınız büyü, başka bir şeyi etkileyecek. Zihinsel bir büyü yaptığınızda bunun fiziksel bir karşılığını göreceksiniz. Ari, unutma büyüsü yaptırdığı için çok iyi olduğu baleyi yapamıyordu artık mesela. 

Kitabın olayı da bu aslında: "Ne dilediğine dikkat et." Biraz Kelebek Etkisi tadı da var diyebilirim. Kasabada bir çok insan büyü yaptırıyor ama farkında olmadan birbirlerini de etkiliyorlar. Ve sonunda paramparça olan hayatlar görüyoruz. Gerçekten, kitabın sonlarına doğru adeta gözlerimin önünde yıkıldı her şey. Etkileyici bir sonu vardı. 

Farklı bir şeyler okumak istiyorsanız, bu kitap güzel bir öneri. İçinin güzelliğinin yanında şömizi, cildi falan zaten artık söylemeye gerek yok yani :D Yabancı'nın güzelliklerinden biri daha :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Farklıydı, güzeldi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Su gibi akıcı değil ama kötü de değil. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun görmedim :D

Orijinal isim (%10): 5/5
Yaşasın orijinal isimler! :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Kapağı da güzel. 

Final puanı: 4.1

2 Nisan 2017 Pazar

Suikastçının İnancı: Rönesans (Assasin's Creed, #1)

Kitap Adı: Suikastçının İnancı: Rönesans
Özgün Adı: Assassin's Creed: Renaissance
Kitap Yazarı: Oliver Bowden
Çeviren: Erhan Gülşen & Ufuk Yılmaz

Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 479
Baskı Yılı: 2014


Bu kitap için heveslerim büyüktü. Önce kitabı okuyacak, çok beğendiğim için sonra da oyunu oynayacaktım. Fakat kitap, okuduğum en sıkıcı kitaplar listesinde ilk üçe falan girdi :D

Sevenleri kızabilir ama kitabı özetlemek için şu kelimeleri söyleyebilirim: Cüneyt Arkın'ın İtalyan versiyonu :D Gerçekten, kitapta Ezio'nun bir yerden bir yere gidip arada birilerini öldürüp durmasından başka hiçbir şey okumuyoruz. HİÇBİR ŞEY :D 

Aslında çok güzel bir konu var, dönem Rönesans, işin içinde Da Vinci var, Tapınak Şövalyeleri var. Hepsi gerçekten ilgimi çeken, okumaktan keyif alacağım detaylar. Ama yazar tüm bu detaylara rağmen inanılmaz sıkıcı bir şey çıkarmış ortaya. 

Kitabı okurken instagram hikayemden oyun nasıl diye sormuştum. Birkaç takipçim oyunu anlattığında oyun daha eğlenceli ve en azından daha aksiyonlu gelmişti :D Ama az önce de Goodreads'de kitabın oyunla birebir gittiğine dair bir yorum gördüm. Kafam karıştı :D Neyse, şu an için oyunu oynama gibi bir niyetim de yok zaten. Ayrıca, iyi ki bütün kitapları almamışım :D



Kitaptaki zaman geçişleriyle de ilgili ciddi bir problem vardı benim için. Bazen bir bölümden diğerine geçtiğinizde aradan bir yıl geçmiş oluyordu. Kitabın sonuna geldiğinizde de başlangıçtan 30 yıl sonrasına falan gitmiş oluyorsunuz zaten. Bu nasıl bir zaman aralığı böyle :D

Ayrıca edisyonu da hiç sevmedim. Karakterler arada İtalyanca konuşuyordu ve bu kısımları dipnot ile çevirmek yerine kitabın sonuna sözlük gibi bir şey yapmışlar. Her seferinde kitabın arkasına gidip ona bakmak ÇOK SAÇMA :D Bakmadım zaten :D Bu arada kitapta İtalyanca olduğu halde aşırı sıkıldım, siz düşünün artık :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Oyundan uyarlama olduğu için özgünlük zaten yoktu, kurguyu da hiç beğenmedim. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 1/5
Okurken SIKINTIDAN ÖL. DÜM.  

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Yukarıda bahsettiğim sözlük zımbırtısı için buradan puan kıracağım :D

Orijinal isim (%10): 5/5
Neyse ki bunda bir sorun yok :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Kapakları fena değil genel olarak serinin. 

Final puanı: 1,95

31 Mart 2017 Cuma

Şah (The Blackcoat Rebellion, #3)

Kitap Adı: Şah
Özgün Adı: Queen
Kitap Yazarı: Aimée Carter
Çeviren: Melda Dinçel

Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 362
Baskı Yılı: 2017


300 yıl önce bitirdiğim Şah'ın yorumunu ancak girebiliyorum :D Az önce düşündüm de, bu seri öyle hafızamda yer edecek bir seri olmamış, olmayacak. O yüzden üzüldüm biraz. Daha çok sevmek istemiştim bu seriyi. 



Konuyu falan hiç anlatmayacağım tabii ki final kitabında. Ama isyan devam ediyor, gelişiyor falan yani :D Sonlara doğru Kitty ile Daxton'ın canlı yayın olayını epey sevdim. Onun dışında beni aşırı heyecanlandıran, okurken deli eden bir şeyler olmadı açıkçası. 

Böyle işte. Bir seriye daha veda etmiş oldum. Daha önceden de söylediğim gibi Piyon'a bayılmıştım. Ama sonra serideki keyfim yavaş yavaş azaldı sanki benim için. Ama yine de okumanızı tavsiye ediyorum. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Kitaplar hızlı okunuyor gerçekten. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Orijinal isim (%10): 0/5
Queen Vezir taşı için kullanılıyor :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Ortalama :D

Final puanı: 3,25

26 Mart 2017 Pazar

Vezir (The Blackcoat Rebellion, #2)

Kitap Adı: Vezir
Özgün Adı: Captive
Kitap Yazarı: Aimée Carter
Çeviren: Melda Dinçel

Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 380
Baskı Yılı: 2016


Bu seride isimlerle ilgili karmaşayı keşfettim şimdi :D Ephesus, akışı yakalamak için Piyon, Vezir, Şah diye ilerlemiş ve bence iyi de yapmış. Ama ikinci kitabın adı Captive ve üçüncü kitabın adı Queen, ki İngilizcede vezir taşına deniyor queen :D 

Kitabı okurken de kendime şöyle bir ders çıkardım: İlk kitabı ne kadar sevmiş olursam olayım, seriye ara verdiğimde heyecanımı kaybediyorum ve devam kitaplarından aynı keyfi alamıyorum. Vezir'de de bunu yaşadım maalesef.



İlk kitabın sonlarında bir isyan filizlenmişti biliyorsunuz. Vezir'de de o isyanın yayılmaya başladığını görüyoruz. Karaceketliler aksiyonlarına devam ediyor. Maskelenmiş Kitty ile ilgili bazı sürpriz bilgiler öğreniyoruz. Hem seri devamı, üstelik bir de ara kitap olunca konuyu falan nasıl anlatacağımı hiç bilemiyorum :D

Dediğim gibi, Piyon'u okurken inanılmaz heyecanlanmıştım, çok sevmiştim. Ama bu kitapta aynı heyecanı yaşamıyorum, Şu an Şah'ı da yarılamış durumdayım ama bu duygusuzluğum orada da devam ediyor :D Ama bunun tamamen benden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bu seriyi mutlaka okuyun ama lütfen ard arda okuyun! :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Başlayınca su gibi akıp gidiyor. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Orijinal isim (%10): 0/5
İsim konusundaki sıkıntıyı yukarıda anlatmıştım :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak güzel ama bir bayıldım değil :D

Final puanı: 4,1

24 Mart 2017 Cuma

Kusursuz Evcil (Perfected, #1)

Kitap Adı: Kusursuz Evcil
Özgün Adı: Perfected
Kitap Yazarı: Kate Jarvik Berch
Çeviren: Özden Umut Akbaş
Yayınevi: Misis Kitap
Sayfa Sayısı: 295
Baskı Yılı: 2017


Misis Kitap, kısa bir zaman önce Kusursuz Evcil ve güzel sunumuyla yayın hayatına başlangıç yaptı. Kapağı, adı ve konusu ilgimi çektiği için ben de çok bekletmedim ve okudum.

Kitap bence tamamlanmamış bir puzzle gibiydi. Yani bir şeyler görüyorsunuz, genel resmi anlayabiliyorsunuz ama bir sürü eksik parça da var.

Kitabın ana karakteri Ella. Kendisi bir evcil. Diğer kızlar gibi Ella da bir okulda bunun için yetiştirilmiş. Her zaman kusursuz olmak, kusursuz gözükmek için eğitiliyorlar. Tek amaçları sahiplerinin isteklerini yerine getirmek. Mutlu olmaları, sahiplerini mutlu etmekten geçiyor. Daha sonra da bu kızlar sergiye çıkarılıyor ve üst tabaka insanlara satılıyorlar.

Sorularım burada başlıyor: Bu kızlar kim? Bir aileleri var mı, nasıl doğuyorlar? Bir yerlerde, bir zamanlar seçiliyorlarsa neye göre seçiliyorlar? Ella seçilmiş de neden satın alındığı ailenin kızı olan Ruby seçilmemiş mesela? Ya da tamamen bir genetik tasarım olarak labaratuvarlarda mı üretiliyorlar?



İnsanların bu kızları neden satın aldıklarını da çok anlayamadım. Eş değiller, öyle bir amaçla satılmıyorlar. Hizmetçi de değiller, ev iş falan yapmıyorlar. Gittikleri evlerden normal insan hizmetçiler var zaten. Süs eşyası ile evcil hayvan arası bir konumda duruyorlar bence. Sahipleri onlar için özel tasarım şık kıyafetler alıyor, giydiriyor. Eve gelen misafirlerine gösteriyorlar, "ne kadar güzel" falan diye hava atıyorlar :D Sonuç olarak bu dünyada evcillerin tam olarak işlevi ne?

İşte böyleydi kitap. Biraz ilerlediğimde şöyle düşünmüştüm: Bana kitap olarak Kusursuzlar'ı, dizi olarak da Humans'ı hatırlattı. Ama tam olarak ikisi gibi de değil :D 

Evcil fikri gayet güzel, kitapta bir şeyler yapılmaya çalışılmış ama altı çok doldurulamamış. Yani kitabı okurken ve bitirdiğinizde sizin de aklınızda yukarıda sıraladığım soruların kalması çok olası. 

Perfected serisinin bir kitabı daha var. Kitap aslında enteresan bir yerde bitti ama çok da merak etmiyorum açıkçası. Ama belki bir ara okurum. En kötü ihtimalle Türkçeye çevrildiğinde okurum :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Kurgu fena değil ama çok sağlam da değil. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Çok uzun bir kitap değil zaten, akıcı olduğunu söyleyebilirim. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Çeviri ve baskıda bir problem yoktu.

Orijinal isim (%10): 1/5
Evcil nereden çıkmış? :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak güzel. 

Final puanı: 2,95