25 Nisan 2017 Salı

Alice Harikalar Diyarında (Alice's Adventures in Wonderland, #1)

Kitap Adı: Alice Harikalar Diyarında
Özgün Adı: Alice's Adventures in Wonderland
Kitap Yazarı: Lewis Carroll
Çeviren: Nurten Hatırnaz

Yayınevi: Arkadya
Sayfa Sayısı: 150
Baskı Yılı: 2017

Bir masal kitabına böyle bir yorum gireceğim için ben de şaşkınım. Fakat bunun sorumlusu Okuyan Muallime'den Nihal'dir :D Çünkü kendisi kitabı okuduğunda bana "Alice şizofren olabilir mi?" diye sormuştu. Ben de kitabı tamamen bu gözle okudum.

Hatta o kadar ki, o şişelerden içtiği sıvıların içinde LSD olabilir mi falan diye düşündüm.(LSD'yi yabancı dizilerden falan tanıyor olmalısınız :D) Çünkü boyunun uzaması, kısalması, kollarının bacaklarının çok uzaması falan, hepsi bana uyarıcı madde altında görülen sanrıları hatırlattı. Ve LSD'nin bu tarz etkileri olduğunu biliyoruz.

Sonra, yazıya başlamadan önce biraz interneti karıştırayım dedim ve gördüklerim karşısında iyice şok oldum. "Alice in Wonderland Syndrome" diye bir tanı varmış gerçekten. 1955 yılında bir psikiyatrist tarafından beden algısındaki gerçekliği kaybetme, işitsel ve görsel illüzyonlar ve migren gibi belirtiler ile tanımlanmış. Beyin tümörü ya da bir virüsten kaynaklandığı düşünülüyormuş. İngilizce olarak arattığınızda makaleler falan çıkıyor karşınıza, o derece yani :D Yazarda da sendromun tanı kriterleri arasında geçen migrenden olduğu söyleniyormuş ayrıca. Resmen olaylar olaylar :D



Kitabın konusunu anlatmayacağım, herkes biliyordur zaten. Ama tekrar okumaya karar verirseniz bir de bu gözle okuyun, aydınlanma yaşayacaksınız bence :D Son olarak, kitapla ilgili söylemek istediğim en önemli şey şu: Bu kitap anadilinden okunmalı. Diğer çeviriler nasıl bilmiyorum ama bu çeviride birçok şarkı Türkçeye adapte edilmeye çalışılmış ama bence olmamış. Çok yapay duruyordu çeviri. Değiştirilen her şeyin orijinalinde nasıl olduğunu merak edip durdum. O yüzden bir de İngilizcesini okuyacağım bir ara :D 

Bir de alıntım vardı: 

"Ama ben delilerin arasına düşmek istemiyorum ki!" dedi Alice.
"Başka şansın yok," dedi Kedi, "burada hepimiz deliyiz. Ben deliyim. Sen delisin."
"Benim deli olduğumu nereden çıkardınız?"
"Öyle olman gerek," dedi Kedi, "yoksa burada olmazdın." 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Yani, çocuk kitabı işte :D 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Akıcıydı, incecik zaten. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Dediğim gibi, çeviri ile ilgili sıkıntılarım vardı. Ama bu, bu versiyona has değil. Bence bu kitap asla tam olarak çevrilemez :D

Orijinal isim (%10): 4/5
Adventures diyor orijinal isminde :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Güzel olmuş.   

Final puanı: 3,9

23 Nisan 2017 Pazar

Kan ve Gül

Kitap Adı: Kan ve Gül
Kitap Yazarı: Alper Canıgüz
Yayınevi: April

Sayfa Sayısı: 212
Baskı Yılı: 2017

Alper Canıgüz en sevdiğim Türk yazarlardan biridir. O yüzden yeni kitabının çıktığını görünce çok heyecanlanmıştım, çok da bekletmeden alıp okudum. Yine güzel bir şey çıkarmış ortaya. Açıkçası Alper Kamu'dan bir şeyler okumayı daha çok isterdim tabii ama bu da güzeldi :D

Eşinden ayrılmış, uyduruk bir yayınevinde uyduruk aşk romanları çevirerek geçinmeye çalışan Aziz'i okuyoruz bu kitapta. Bir yangında kalıyor ve ölmek üzereyken bir anda kendini yirmi yıl öncesine gitmiş halde buluyor. Üniversite yıllarına geri gidiyor. Boğaziçi Üniversitesi'nde okumuş Aziz. Onun zamanındaki kampüse falan geri dönüyor.

Bu zaman yolculuğuna karışmadan kısa bir süre önce de, ünivesitedeki tiyatro kulübünden birinin yıllar önce öldürüldüğünü öğreniyor. Hazır geçmiş de dönmüşken, bu olayın peşine düşüyor. Katili bulmaya çalışıyor, bir yandan da gençliğini yeniden yaşıyor. Şu an ayrı olduğu eşiyle birlikte vakit geçiriyor. 



Kitabın ortalarında olaylar bir yere gidiyor gibi oldu, "öyle olursa oha derim" dedim :D Sonra başka yere gitti, sonuçlanırken tekrar oha dedim. Kitap biterken bir oha daha dedim :D Gerçekten güzel bir kurgu çıkarmış ortaya Alper Canıgüz :D

Ayrıca dilini de çok seviyorum yazarın. Hafif alaycı, bir yerlere laf değdiren bir havası var. Bu da kitaplarını eğlenceli yapıyor bence. 90'lı yıllara geri döndüğü için, bu kitapta da oldukça güzel dokundurmalar yapıyor :D

Birkaç alıntı da bırakayım şuraya:

"Memleketimizdeki yükseköğrenim kurumlarından birine yolu düşen herkes, devletimizin bu ilim ve irfan yuvalarının üstüne nasıl titrediğini, kapıya yığdığı özel güvenlik, polis gücü, çevik kuvvet ve hatta jandarmalara bakarak kolayca anlayabilir. Serbest düşüncenin kalesi üniversite, ülkemize kelimenin tam anlamıyla kale gibi korunmaktadır yani."

"Batı'nın ahlakını almıyor ama antibiyotiğini alıyoruz galiba?"

"Soyguna uğramış bir insan, kendisinden ne çalındığını bilmediği sürece, soyulmamış demekti."

"Sağlık dediğin Türkiye gibi bir şey, doğuya giden gemide batıya doğru koşmak."

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Güzeldi. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 5/5
Tek günde bile bitirilebilir aslında. 

Baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir problem yoktu.

Güzel kapak (%5): 3/5
Eh :D
Final puanı: 4,5

21 Nisan 2017 Cuma

Behind Closed Doors

Kitap Adı: Behind Closed Doors
Kitap Yazarı: B. A. Paris
Yayınevi: Martin's Press

Sayfa Sayısı: 351
Baskı Yılı: 2016


Bu kitabı bir takipçim beğeneceğimi düşünerek önermişti uzun bir zaman önce. Daha sonra bu ay İngilizce olarak hangi kitabı okusam diye düşünürken tekrar söyledi ve ben de dedim ki daha fazla bekletmeyeyim artık :D


Kitabın türü gerilim olarak geçiyor. YAŞASIN GERİLİM KİTAPLARI! :D Ama şöyle bir durum var. Kitabın kapağına "The perfect mariage? Or the perfect lie?" yazmışlar. Bunu muhtemelen ilgi çıksın "uuuu" falan diyelim diye yapmışlar. Ben de dedim :D Ama bu tam olarak iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi kara veremedim.


Çünkü, kitaba başladığınız andan itibaren "perfect lie" için ipuçları aramaya başlıyorsunuz. Çok mutlu görünen bir çift var ama bit yeniği nerede falan diye düşünüyorsunuz. Ve ben, ilk kelimelerden itibaren çiftin arasındaki gerilimi hissettim. Hani şey gibi, "sevgilim" diyor ama alttaki mesaj sanki "lanet olsun sana" falan gibi yani. Bu gerilimi hissediyorsunuz :D


Zaten çok kısa süre içinde de işin iç yüzünü öğreniyor ve kitabı böyle okumaya devam ediyorsunuz. Ben şöyle bir kurgu tercih ederdim: Başta bize gerçekten bir kusursuz evlilik verseydi. Kitabın yarısına kadar falan. Sonra o evlilik yavaş yavaş çatırdasaydı, biz ufak tefek ipuçları yakalasaydık. Ve sonra her şey açığa çıksaydı. Kitabı böyle çok çok daha fazla severdim.




Kitabın bu halini okurken sıkılmaya başladım çünkü. Okuyorum, devam ediyorum ama bir yandan da bir şey olsun diye bekliyorum. "BİR ŞEY YAPMAYACAK MISIN BE KADIN?" diye söylenip durdum :D Neyse ki kitap sonlara doğru biraz hareketlendi. Güzel bir sonla bittiğini söyleyebilirim. 


Kitabı okursanız ne demek istediğimi anlarsınız, son sayfalarda Esther ve Grace'in yaptığı konuşma çok hoşuma gitti. Sanki hiçbir şey konuşmuyorlar ama aslında her şeyi konuşuyorlar gibi :D 


Özetle kitap güzeldi ama ortalama güzeldi. Çok daha iyi gerilim kitapları okudum. Dediğim gibi, bu kitabı ben yazmış olsaydım yukarıda anlattığım şekilde yazardım. Biliyorsunuz, her şey seyrinde giderken bir anda patlayan bomba gelişmeleri falan çok severim :D


Bu arada kitabın henüz Türkçesi yok. Çevrilir mi, kim alır ne zaman çevirir falan hiçbir fikrim de yok :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 3/5
Ortalamaydı. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 3/5
Sıkılır gibi oldum okurken. 

Baskı kalitesi (%5): 5/5
E-book olarak okudum ama edisyonunda falan bir problem yoktu. 

Güzel kapak (%5): 1/5
Kapakta yaratıcılık sıfır. Behind Closed Doors, o zaman aralık bir kapı koyalım :D


Final puanı: 3

16 Nisan 2017 Pazar

Oasis

Kitap Adı: Oasis
Özgün Adı: Oasis
Kitap Yazarı: Eilis Barrett
Çeviren: Cumhur Mısırlıoğlu

Yayınevi: Genç Timaş
Sayfa Sayısı: 368
Baskı Yılı: 2017

Oasis çok yakın zaman önce çıkan kitaplardan. Ben de zaten merak ediyordum, o yüzden hiç bekletmeden okudum. 

Yüzyıllar önce dünyada bir virüs yayılmış ve insanlık neredeyse yok olmaya yaklaşmış. Kalanlar, eski dünyanın en büyük şehirlerinden birinin etrafına otuz metre yüksekliğinde çelik ve taştan bir çember duvar örmüşler: Umut duvarı. Bu duvar, Safkanları, yani virüsten etkilenmemişleri virüs yok olana kadar korumuş. Böylece Oasis, Dış Mıntıka, İç Mıntıka ve Selyan olarak katman katman bölünmüş. 

Oasis'in doğumundan yüz yıl sonra bilim adamları bu virüsü tetikleyen bir gen keşfetmişler: X geni. Tüm yurttaşlar test edilmiş ve yarısında X geni pozitif çıkmış. "Bu da nüfüsun yarısından fazlasının, işleyen ve patlamayı bekleyen, patladığında da herkesi öldürecek birer saatli bomba olduğunu anlamına geliyor."



Bu sebepten dolayı da Oasis yönetimi, tedavi bulunana kadar X geni pozitif olanları tecrit etmiş. Bu vatandaşlar Dış Mıntıka'ya gönderilerek kamp gibi yerlerde, kötü şartlarda yaşamaya devam ediyor. Biz de Quincy'nin etrafından okuyoruz olayları. Kendisi de X geni pozitif olanlardan ve Dış Mıntıka'da yaşıyor.

"Virüs insanlara bulaşmıyordu; virüs insanların kendisiydi. Virüs bendim; ben Virüs'tüm."

Kitapla ilgili en önemli problemim X geni meselesi. Alfabede başka harf mi kalmadı yani? Neden X? :D Başta cinsiyet geniyle bir alakası olduğunu düşündüm ama buna dair hiçbir şey söylenmiyor. Öyle değilse neden X yani? :D İkincisi kitapta pek çok yazım yanlışı var. Bence kitabın yeni baskıdan önce tekrar okunması gerekiyor. 

Güzel bir kitap, konu güzel, dünyayı sevdim ama çok da kuvvetli değil. Kötü değil ama kesinlikle okuyun da değil bence. Ayrıca kitabın bilgilerinde herhangi bir seriye ait olduğu gözükmüyor ama tam bir seri gibi bitti :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Ortalamaydı.  

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Bu da ortalamaydı :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Yazım yanlışları çoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Eh zaten yani :D 

Güzel kapak (%5): 3/5 
Fena değil kapak.  

Final puanı: 3,2