26 Temmuz 2017 Çarşamba

Kurak (Aaron Falk, #1)

Kitap Adı: Kurak
Özgün Adı: The Dry
Kitap Yazarı: Jane Harper

Çeviren: Pınar Polat

Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 356
Baskı Yılı: 2017

Kurak, İthaki'nin en yeni polisiye bebeklerinden :D Ben de merak ettiğim için elime ulaşınca çok bekletmeden okumaya başladım.

Kitap, kuraklıkla başa çıkmaya çalışan bir kasabada yaşanan bir cinayeti konu oluyor. Luke Hadler isimli bir adam, ortada bilinen hiçbir sebep yokken evdeki karısını ve küçük çocuğunu öldürüyor, daha sonra da aynı tüfekle kendini de vurmuş olarak arabasında bulunuyor.

Luke'un bu kasabada yaşayan çocukluk arkadaşlarından biri olan Aaron, 20 yıl sonra cenaze için kasabaya geri dönüyor ve bir şekilde kendini soruşturmanın içinde buluyor. Bir yandan cinayetin sebebini öğrenmeye çalışıyorlar, bir yandan da 20 yıl önce Luke ile paylaştığı sırrın da tekrar ortaya çıkmaya başladığını görüyor Aaron.


Kitabı okurken sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Neden bilemiyorum ama kitap beni içine çekemedi ve ilk sayfalardan itibaren de bunu açıkça hissettirdi. Bu türde çok daha iyi kitaplar okuduğumu düşünüyorum ve büyük ihtimalle kitabı okurken sıkılmamın sebebi de bu. Bu türde çok fazla deneyimi olmayan insanlar, büyük ihtimalle bu kitabı seveceklerdir.

Ayrıca bu yazıyı yazarken aklıma geldi, kitabın adında ve genel olarak hikayede "kuraklık" olayının vurgulanmasının sebebi neydi? Ben mi bir şeyler kaçırdım? Cinayetin yaşandığı kasabanın kurak bir iklimde bulunmasının kurguya nasıl bir katkısı vardı?

Bilgilerinden anladığımız üzere bu Dedektif Aaron Falk'un sabit karakter olarak kalacağı bir polisiye serisi olacak. Goodreads'de bir kitap daha gözüküyor. Umarım İthaki çok ara vermeden bu kitabı da çıkarır. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Fena değildi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Okurken biraz sıkıldım. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
The Dry!

Güzel kapak (%5): 4/5 
Ben kapağını beğendim ya!

Final puanı: 3,35

25 Temmuz 2017 Salı

Kralın Elçisi

Kitap Adı: Kralın Elçisi
Kitap Yazarı: İsmet Bertan
Yayınevi: Günışığı Kitaplığı

Sayfa Sayısı: 260
Baskı Yılı: 2011


Kralın Elçisi, belgesel yapımcısı ve tarihsel roman yazarı olan İsmet Bertan tarafından yazılmış bir epik roman. Kitabı ilk gördüğümde heyecanlanmıştım çünkü ilk kez bir Türk yazarın elinden çıkma bir epik kurgu okuyacaktım. Daha önce epik hikayeleri hep yabancılardan okuduk ama bu kitap içinde Türkiye'nin de bulunduğu Anadolu topraklarında geçiyor!

Kitapta Hattuşa denen bölgede, köyler arasında yazılı ve sözlü mesajları getirip götüren haberci bir ailenin oğlu olan Mana-Putu isimli gencin yaşadıklarını okuyoruz. Kralın emri altında çalışan atlı habercilerden olmayı hedefliyor Mana-Putu. Ancak babasıyla çıktığı bir yolculukta başlarına bir şeyler geliyor ve o günden sonra hayatı değişiyor.



Bu türün bizim edebiyatımızda da gelişmesini canıgönülden destekliyorum gerçekten. Ama kitabı okurken biraz sıkıldığımı itiraf etmeliyim :D Epik kurgular okumaya alışık olmadığımdan diye düşünüyorum. Ancak meraklıları varsa bu kitaba kesinlikle bakmalı! Yazarın benzer şekilde başka kitapları da var ayrıca. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 3/5
Bence biraz uzatılmıştı. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 2/5
Okurken sıkıldım.

Baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir problem yoktu. 

Güzel kapak (%5): 2/5
Eh :D


Final puanı: 2,55

23 Temmuz 2017 Pazar

Ay Işığı Sokağı

Kitap Adı: Ay Işığı Sokağı
Özgün Adı: Die Mondscheingasse
Kitap Yazarı: Stefan Zweig

Çeviren: Regaip Minareci

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 74
Baskı Yılı: 2017

#herhaftabirklasik'te bu hafta Ay Işığı Sokağı'nı okudum. Modern klasikler dizisinde en son çıkan Zweig kitabıydı bu. İçinde Zweig'a ait beş hikaye var, hikayelerden biri de kitaba adını vermiş tahmin edebileceğiniz gibi :D

Açıkçası pek bana hitap eden hikayeler okuyamadım bu kitapta. Benim en çok beğendiğim hikaye Leporella oldu ama onu okurken bile sıkıldım. Neden böyle oldu bilemiyorum, kitap yanlış bir zamana falan denk gelmiş olabilir. Ama hikayeleri okurken gerçekten pek keyif alamadım, hepsinde sıkıldım. Üstelik kitabın tamamı 74 sayfa zaten, dolayısıyla hikayeler de kısacıktı hep.

Öyle işte, özetle pek sevemedim bu kitabı. Zweig'dan çok daha iyi kitaplar okudum bence :D Siz okursanız ne düşünürsünüz bilemiyorum tabii :D



Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Pek bana hitap edemedi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 2/5
Okurken epey sıkıldım. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş sanırım :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapağı güzel, ilgi çekici bence. 

Final puanı: 2,55

21 Temmuz 2017 Cuma

Anna and The French Kiss (Anna and the French Kiss, #1)

Kitap Adı: Anna and The French Kiss
Kitap Yazarı: Stephaine Perkins
Yayınevi: Dutton Books

Sayfa Sayısı: 320
Baskı Yılı: 2010


Yabancı Yayınları yakın zaman önce bu kitabın çevirisinin tamamlandığını duyurdu. Ben de bu ay için İngilizce kitap arıyordum, bu kitabı da uzun zamandır okumak istediğim için Temmuz ayının kitabı bu olsun istedim.

Daha önce Lola ve Komşu Çocuk ile Isla ve Mutlu Son kitaplarını okumuştuk. Anna and the French Kiss bu serinin ilk kitabı aslında. Telifi başka bir yayınevindeydi falan, o sebeple Yabancı en son bu kitabı çıkarmak zorunda kaldı.

Ancak endişe etmenize gerek yok, çünkü kitapları istediğiniz sırayla okuyabilirsiniz aslında. Her kitapta farklı bir olay, farklı insanlar var çünkü. Sanırım Isla ve Mutlu Son'da Etienne ve Anna'yı bir sahnede görüyoruz, öyle bir şeyler oluyordu :D

Bu kitap, ailesi tarafından Paris'teki Amerikan okuluna gönderilen Anna'nın orada geçirdiği bir yılını anlatıyor. Anna, ailesi kendi fikrini almadığı için kızgın ve isteksiz. Fransızca bilmiyor, hiç bilmediği bir ülkede yalnız başına kalacak falan, pek gitmek istemiyor tabii. Anna'yı "Paris'e gidiyorsun, kendine gel!" diye sarsmak geldi içimden doğrusu :D


Bu kitap, seride en az sevdiğim kitap oldu sanırım. Kitap diğerleri gibi gayet tatlıydı, onda bir sorun yok. Ama bana olaylar biraz uzatılmış gibi geldi. Daha ilk sayfadan birbirine aşık olacağını bildiğimiz Anna ve Etienne bir türlü birbirine açılamadı, işin içine başka insanlar girdi, olaylar oldu falan. O yüzden hikayenin o sıcaklığını, o tatlılığını bir tık kaybettim gibi geldi bana. Ama şimdi düşününce bu kitap, yazarın bu serideki ilk kitabıydı. Dolayısıyla devam eden kitaplarda geliştiğini hissedebiliyorsunuz.

Etienne karakterini tabii ki çok sevdim. Anna ile aralarındaki çekim, birbirlerine karşı inanılmaz çekingen olmaları falan çok doğal ve tatlıydı. Bu günlerde giderek popüler olan kitaplarda, kadına çöplük gibi davranan, her türlü tacizi ve tecavüzü hak gören erkek karakterlerin ve bu karakterlere hayran olup "kırbaçla beni!" falan diye gezen 13-15 yaş grubu ergen kızların karşısına konabilecek en güzel örneklerden biriydi Etienne karakteri :D

Birkaç da alıntı bırakayım:

"Seriously, I don't know any American girl who can resist an English accent."

"You ought to stop listening to stereotypes and start forming your own opinions."

"The more you know who you are, and what you want, the less you let things upset you."

"For the two of us, home isn't a place. It's a person."


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 4/5
Güzeldi ama birazcık uzamış gibi geldi bana. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 4/5
Gayet akıcıydı. 

Baskı kalitesi (%5): 4/5
Birkaç yazım hatası gördüm. 

Güzel kapak (%5): 5/5
Kapaklar çok tatlı bu seride ya :D


Final puanı: 4,05