Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2017 Cuma

Dörtlükler

Kitap Adı: Dörtlükler
Özgün Adı: رباعیات
Kitap Yazarı: Ömer Hayyam
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 212
Baskı Yılı: 2016

Ömer Hayyam lise yıllarımdan beri ilgimi çekiyordu. Malum, kendisi pek sevilen biri değildir :D Genelde dinle ilgili yazdığı dörtlükler çokça eleştirilir. Doğrusu, şimdi düşününce bazı dörtlükler gerçeken sertti. Yani bizim gibi bir toplumda kime okutsanız birkaç saniye duraklar, "Ne diyor bu adam yahu?!" falan der herhalde. Ben de bu dörtlükleri şaşkın bir gülümsemeyle okudum genelde :D

Kitabın başındaki çevirmenin önsözüne göre dörtlüklerin neredeyse hiçbirinin gerçekten Hayyam'a ait olup olmadığını bilemiyormuşuz. Bazıları, Hayyam'ı çeviren çeşitli isimler tarafından bile fazlasıyla şaşkınlıkla karşılanıyormuş, o dizeleri onun yazmış olamayacağını düşünüyorlarmış. Bu elimdeki baskı da Eyüboğlu'nun olabildiğince geniş bir çevrçeveyle topladığı ve bazılarını çevirmekte inanılmaz güçlükler yaşadığını anlattığı dörtlüklerden oluşuyor.



Hayyam'ın tarzını sevdim. Toplumla ve dinle ilgili yaptığı eleştirilerin çok yerinde olduğunu gördüm. Üstelik yüzlerce yıl önce, neredeyse bin yıl önce, eleştirdiği noktaları bugün hala görüyor olmamız da etkileyici oldu benim için. Evet, kabul ediyorum oldukça sert bir üslubu var. Birçok insanı rahatsız edebilir. Ama aydınlar birilerini rahatsız etme kaygısıyla fikirlerini söylemekten geri durmamış hiçbir zaman. 

Oldukça popüler olan, benim de en çok hoşuma giden dörtlüklerden birini bırakayım o zaman son olarak. Bu arada puanlama sistemime sokmuyorum Dörtlükler'i. Hem bir şiir kitabı olduğu için, hem de kendimde Hayyam'a 5 üzerinden puan verecek haddi görmediğim için :D 

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel:
Ama Tanrı kanar mı bunlara?

21 Eylül 2017 Perşembe

Altıncı Koğuş

Kitap Adı: Altıncı Koğuş
Özgün Adı: палата No: 6
Kitap Yazarı: Anton Çehov
Çeviren: Yulva Muhurcişi

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 68
Baskı Yılı: 2017

Altıncı Koğuş, bir psikiyatri kliniğinde geçtiğini öğrendiğimde hemencecik sepetime ekleyip aldığım bir Çehov öyküsü. 

Bir taşra kasabasında bulunan derme çatma bir akıl hastanesinde görev yapan doktor Andrey Yefimıç'ı anlatıyor bize kitap. Çok yokluk içinde çalışıyor doktor. Hatta diğer kliniklerle karşılaştırarak, "böyle korkunç şartları olan bir yerden haberleri olsa hemen kapattırırlardı" diye bahsediyor çalıştığı klinikten.

Doktorun günleri de epey sıkıcı geçiyor. İlk başladığında büyük bir hevesle, canla başla çalışsa da sonraları bu isteğini kaybediyor. Odalar dolusu kitapları var, gününün büyük bir kısmını kitap okuyarak geçiriyor.



Bir gün, hastalarından biriyle sohbet etmeye başlıyor. Eğitimli bir hasta olan İvan Dimitriç ile yaptığı bu sohbetlerden epey keyif alıyor. İkili epey hararetli geçen felsefi tartışmalar yapmaya başlıyor. Dimitriç hakkında "Yıllardır konuşabilecek aklı başında birini arıyordum. Sonunda buldum ama o da deli çıktı." gibi bir şey diyordu doktor. Cümlenin geçtiği yeri bulamadım o yüzden alıntıyı tam olarak veremiyorum :D

Böyle işte, kısacık, enteresan bir kitaptı. İki tane de hoşuma giden alıntı var, onları bırakıp gidiyorum :D

"Toplum kendini suçlulardan, ruh hastalarından ve genel olarak rahatsız insanlardan korumak istediği zaman baş edilemez olur."

"Eğer Tanrı olmasaydı bile insanoğlu onu icat ederdi."


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Fena değildi.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Bu da fena değildi :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
İş Bankası bu konuda her zaman iyi zaten. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Google'a Palata yazınca hastahane odaları falan çıkıyor :D Doğru olmuş sanırım :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak güzel, tablo gibi biraz :D

Final puanı: 3,35

29 Temmuz 2017 Cumartesi

Doktor Ox'un Deneyi

Kitap Adı: Doktor Ox'un Deneyi
Özgün Adı: Une Fantaisie du Doctor Ox
Kitap Yazarı: Jules Verne

Çeviren: Alev Özgüner

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 96
Baskı Yılı: 2017

Jules Verne çocukluğumun yazarlarındandır. Okumayalı yıllar olmuştu, modern klasikler dizisi sayesinde kitapları çok güzel kapaklarla tekrar basılıyor ve ben de birkaçını aldım yakın zaman önce.

Nasıl anlatsam bilmiyorum ama Doktor Ox'un Deneyi hiç beklediğim gibi çıkmadı. Yani ben Jules Verne'i daha bir bilimkurgu babası falan olarak hatırlıyorum ve beklentim de bu yöndeydi sanırım. Gerçi 90 sayfalık kitaptan dolu dolu bir bilimkurgu beklemek de hata sanırım. Zaten kitap da bir novella olarak geçiyor.



Quiquendone isminde hayali bir şehirde geçiyor hikaye. Buradaki tüm insanlar sinir bozucu derecede uyuşuk. Hayat resmen yavaş akıyor. Asla öfkelenmek falan yok, on yıllardır en ufak bir suç bile işlenmemiş. Polisler laf olsun diye dolaşıyor sokaklarda. Herkes o kadar sakin ki insanların nabızları bile 50'yi geçmiyor.

Doktor Ox ve asistanı Ygene elektrik döşeme iddiasıyla geliyor bu şehre ve şehrin her tarafına boru döşemeye başlıyorlar. Ancak Doktor Ox'un bu aşırı sakin insanlar üzerinde bir deney yapma planı var. Biz de bu süreçte olanları okuyoruz.

Kötü bir kitap değildi ama çok keyif aldığımı da söyleyemeyeceğim. Dediğim gibi hem beklediğim gibi çıkmadı hem de kısacık olduğu için hikayenin tadına varamadım sanırım. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Eh :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Akıcıydı.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Bu tam olmamış :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapağı güzel bence. 

Final puanı: 3,8

23 Temmuz 2017 Pazar

Ay Işığı Sokağı

Kitap Adı: Ay Işığı Sokağı
Özgün Adı: Die Mondscheingasse
Kitap Yazarı: Stefan Zweig

Çeviren: Regaip Minareci

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 74
Baskı Yılı: 2017

#herhaftabirklasik'te bu hafta Ay Işığı Sokağı'nı okudum. Modern klasikler dizisinde en son çıkan Zweig kitabıydı bu. İçinde Zweig'a ait beş hikaye var, hikayelerden biri de kitaba adını vermiş tahmin edebileceğiniz gibi :D

Açıkçası pek bana hitap eden hikayeler okuyamadım bu kitapta. Benim en çok beğendiğim hikaye Leporella oldu ama onu okurken bile sıkıldım. Neden böyle oldu bilemiyorum, kitap yanlış bir zamana falan denk gelmiş olabilir. Ama hikayeleri okurken gerçekten pek keyif alamadım, hepsinde sıkıldım. Üstelik kitabın tamamı 74 sayfa zaten, dolayısıyla hikayeler de kısacıktı hep.

Öyle işte, özetle pek sevemedim bu kitabı. Zweig'dan çok daha iyi kitaplar okudum bence :D Siz okursanız ne düşünürsünüz bilemiyorum tabii :D



Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Pek bana hitap edemedi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 2/5
Okurken epey sıkıldım. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş sanırım :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapağı güzel, ilgi çekici bence. 

Final puanı: 2,55

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Sineklerin Tanrısı

Kitap Adı: Sineklerin Tanrısı
Özgün Adı: Lord of the Flies
Kitap Yazarı: William Golding

Çeviren: Mina Urgan

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 261
Baskı Yılı: 2016

Sineklerin Tanrısı, William Golding tarafından yazılmış bir alegorik roman. Gelecekte, bir atom savaşından kaçırılan altı ila on iki yaş arası çocukların uçağının bir adaya düşmesiyle başlıyor hikaye. Pasifik Okyanusu'nda ıssız bir adaya düşen bu uçaktan kurtulan Büyük Britanya çocukları adada yaşamlarını sürdürmeye başlıyorlar. Ancak insanın olduğu her yerde olduğu gibi, burada da anlaşmazlıklar, çatışmalar çıkmaya başlıyor.

Kitabı okurken hiç bana hitap etmediğini ve anlayamadığımı düşündüm. Bir de çok ters bir zamana denk geldi, birkaç gün de okuyamadım. O yüzden araya zaman girince iyice koptum kitaptan. Ancak daha sonra, kitabın sonunda çevirmen Mina Urgan tarafından yazılan önsözü okudum ve pek çok şeyin altını doldurabildiğimi hissettim.

Bu kitap bir alegorik roman. Yani basit bir ıssız adada hayatta kalma hikayesinden çok ötesi. Kitaptaki her şey daha derin anlamı olan başka bir şeyi temsil ediyor. Yazar ikinci dünya savaşındaki kıyımları bizzat görmüş biri olarak yönetim sistemlerini, faşizmi, zorbalığı ve daha pek çok şeyi eleştiriyor bizim okuduğumuz kurgunun alt metninde. 



Kitabın sonuna eklenmiş sonsözün inanılmaz faydalı olduğunu düşünüyorum. O birkaç sayfalık yazıyı okumasaydım neredeyse hiçbir şey anlamayacaktım kitaptan. Yine de hakkını vererek okuyabildiğimi düşünmüyorum ama en azından birçok şeyi kafamda oturtabilmiş durumdayım :D

Bundan önceki haftalarda okuduğum klasikler için genellikle başlangıç için uygundur demiştim. Bu kitap kesinlikle değil. Belirli bir birikiminiz ve altyapınız yoksa siz de benim gibi dümdüz okuyup geçersiniz kitabı. O yüzden bir yeni başlayan olarak okumaya niyetleniyorsanız, bence çok acele etmeyin. Ayrıca internette kitapla ilgili inceleme ve analiz yazıları da bulabilirsiniz, böyle bir destekle okumak da faydalı olabilir.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Pek bana hitap edemedi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 2/5
Okurken epey sıkıldım. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Yaşasın! :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Ortalama bir kapak bence :D

Final puanı: 2,85

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Genç Bir Doktorun Anıları

Kitap Adı: Genç Bir Doktorun Anıları
Özgün Adı: Записки юного врача
Kitap Yazarı: Mihail Bulgakov

Çeviren: Tuğba Bolat

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 168
Baskı Yılı: 2017

#herhaftabirklasik etkinliğimizde geçen haftanın konuğu Mihail Bulgakov'dan Genç Bir Doktorun Anıları idi. 20. yüzyılın başlarında, devrim zamanı Rusya'sının yokluk içindeki bir kasabasında çalışmaya başlayan yeni mezun bir doktoru okuyoruz bu kitapta.

Kitap bölüm bölüm ve her bölümde doktorun farklı bir hastasını tedavi etmesini ve yaşadıklarını okuyoruz. Ben böyle tıbbi içerikli şeyleri okumayı severim, o yüzden de bu da keyifli bir kitap oldu benim için.



Kitabı bitirdikten sonra uzun zamandır izleme listelerimde bekleyen A Young Doctor's Notebook dizisine baktım, bir bağlantıları var mı diye. Varmış gerçekten :D Daniel Radcliffe var başrolde, güzel bir mini dizi olmuş. Daniel role çok yakışmış bence ve çok da eğlenceli olmuş. Ayrıca kitapta okuduğum hikayeleri birebir olarak görmek, bazı cümleleri kelimesi kelimesine dizide de duymak çok iyiydi. Ama neden olduğunu anlayamadığım bir şekilde, kurguyu doğrudan etkileyecek bir detayı değiştirmişler.

Sonuç olarak, güzel bir kitaptı ve gönül rahatlığıyla önerebilirim. Kitabı okuduktan sonra diziyi izlemenizi de tavsiye ederim. Yalnızca 8 bölümlük kısa bir dizi ve kitabın hemen üzerine izleyince daha keyifli oluyor bence.


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi!

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Çok uzun bir kitap değil zaten, bölümlü olması da okumayı kolaylaştırıyor. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Modern Klasikler bu konuda sorunsuz zaten. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş sanırım :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Kapağı da fena değil. 

Final puanı: 4,1

6 Temmuz 2017 Perşembe

Gurur ve Önyargı

Kitap Adı: Gurur ve Önyargı
Özgün Adı: Pride and Prejudice
Kitap Yazarı: Jane Austen

Çeviren: Hamdi Koç

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 362
Baskı Yılı: 2016

Bu kitabın ne kadar popüler olduğunu bilmeyen yoktur herhalde? Şimdi biraz kaybolur gibi oldu ama bir ara herkesin elindeydi, her yerde görüyorduk :D Aslında benim kitabı okuma sebebim biraz farklı :D Geçenlerde, uzun zamandır merak ettiğim Gözde Bekar kitabını aldım. Ve bu kitabın kapağında "Jane Austen'ın Gurur ve Önyargı kitabı günümüzde geçseydi?" yazıyor. Ben de önce Gurur ve Önyargı'yı okumazsam bu kitap benim için çok da anlamlı olmayacak dedim ve okudum! :D

İçinde bulunduğu edebiyat dönemi genel olarak böyle ürünler mi çıkarıyordu bilemiyorum ama kitapta hiçbir şey olmuyor. GERÇEKTEN HİÇBİR ŞEY :D Bennet ailesinin kızlarının evlenmeye çalışıp durmasını okuyoruz kitap boyunca. Erkekler gelip gidiyor, Bennet kızları onlara gönlünü kaptırıyor, sonra aksaklıklar falan oluyor ve kızlar bir türlü muradına eremiyor :D Ayrıca şunu da söylemeliyim, kızlarını başında atmaya bu kadar hevesli bir anne daha görmedim ben hayatımda :D


Kitabı okurken bu kitaptan çok rahat 4-5 sezon Türk dizisi çıkar diye düşündüm. Sonra bir ara instagramda bir hikaye paylaşmıştım, o zaman çoğunluğun da benle aynı fikirde olduğunu gördüm :D Kitabı okurken bir ara "Artık birileri kavga falan etse de biraz heyecan olsa." diye düşünmeye başladım :D Ama hiçkimse asla salon kadını çizgisinden kaymıyor. Tartışmaları görmeniz lazım, inanılmaz seviyeli :D

Sonuç olarak, kitabı çok beğenemedim. Sade bir dili, yalın bir anlatımı var ama ben hareketli kitaplar okumayı severim. 300 küsür sayfa boyunca genç kızları evermeye çalışmak hiç benlik değilmiş :D Kitabın çevirisiyle ilgili ufak bir sıkıntım var, onu da söylemeden geçmeyeyim. Kitap boyunca Mr., Mrs. gibi ünvanlar çevrilmeden bırakılmış. Keşke çevrilseymiş diye düşündüm. Zaten yüz bin tane karakter var, bir de bu ünvanlarla iyice karman çorman oldu her şey benim için :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Eh :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 2/5
Çok sıkıldım okurken gerçekten.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 4/5
Ünvanlar için bir puan kıracağım :D

Orijinal isim (%10): 5/5
Güzel! :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Dümdüz kapak, yorum yapılacak pek bir şey yok :D

Final puanı: 2,45

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Vahşetin Çağrısı

Kitap Adı: Vahşetin Çağrısı
Özgün Adı: The Call of the Wild
Kitap Yazarı: Jack London

Çeviren: Levent Cinemre

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 107
Baskı Yılı: 2016

#herhaftabirklasik etkinliğinde geçtiğimiz hafta Vahşetin Çağrısı'nı okuduk. Ben daha önce hiç Jack London okumamıştım sanırım. Çocukken falan bir şeyler okudum mu diye düşünüyorum ama hatırlayamadım :D 

Kitabı okumaya başladığımda, kitabın Buck adında bir köpeğin etrafında döndüğünü anladım ve ne kadar oijinal bir fikir diye düşündüm. Çünkü daha önce hiç bir hayvanı merkeze alan, onun bakış açısını, duygularını, düşüncelerini bize aktaran bir kitap okumadım. Sena Hayvan Çiftliği'ni hatırlattı ama oradaki hayvanlar temsiliydi, başka bir şeyi işaret ediyorlardı. O yüzden o sayılmaz ve bu kitaptaki fikir halen orijinal! :D


Jack London'ın adını duyurmasını sağlayan bu kitap, dediğim gibi Buck adındaki bir köpeğin hayatının bir kesitini anlatıyor bize. Bir malikenede evcil hayvan olarak hayatına devam ederken, dönemin şartları gereği, yük ve araç hayvanı olarak başka birine satılıyor. Tam olarak hangi tarih bilemiyorum, geçtiyse de ben dikkat etmedim ama o zamanlar yapılı sağlam köpekler kızakları çekmek üzere kullanılıyormuş. Buck da yaşadığı malikaneden koparılarak bu görev için kullanılmaya başlıyor.

Biz de yaşamının bu kısmını ve ortama ayak uydurarak bir anlamda "vahşileşmesini" okuyoruz. Akıl almaz soğuklarda kilometrelerce yol yürümesini, kilolarca ağırlık taşıyan kızakları çekmesini, bununla birlikte diğer köpeklerle rekabetini ve kavgalarını görüyoruz. 

Gerçekten sevdiğim bir kitap oldu. Oldukça yalın ve güzel bir dili vardı kitabın. Klasiklere başlamak için güzel bir alternatif daha! Klasikleri okurken akıcılık ve sürükleyicilikle ilgili sorunlar yaşayan biri olan ben bile bunu diyorsam gerisini siz düşünün :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Bu da güzeldi. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi.

Orijinal isim (%10): 5/5
Yaşasın :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapağı da güzel, fena değil. 

Final puanı: 4,15

22 Haziran 2017 Perşembe

Gömülü Şamdan

Kitap Adı: Gömülü Şamdan
Özgün Adı: Der Begrabene Leuchter
Kitap Yazarı: Stefan Zweig

Çeviren: Regaip Minareci

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 110
Baskı Yılı: 2016

"Bir insan için bilmemek sormaktan daha kötüdür. Çok soran insan çok şeyi anlayabilir ancak. Yalnızca çok şeyi anlayan biri adil bir insan olabilir."

Sena ile başlamış olduğumuz #herhaftabirklasik etkinliğinde ilk olarak Gömülü Şamdan'ı okuduk. Bu kitabı ben seçmiştim, seçtiğim için de memnunum. Bir süre önce Amok Koşucusu'nu da okumuştum. Bu kitabın ondan daha iyi olduğunu düşünüyorum. 

Zweig bu kitabında, Yahudilerin kutsal miraslarından biri olan, Süleyman Mabedi'nden çıkma yedi kollu bir şamdanın hikayesini anlatıyor aslında. Şamdan bir yağmalama sırasında diğer tüm değerli parçalarla ülkeden çıkarılıyor. 



Bu şamdanın çok önemli olduğunu düşünen bir grup yaşlı insan şamdanın izini sürmek üzere yola çıkıyor. Ve bu anlara tanık olup gelecek nesillere anlatması için yanlarına bir de 7 yaşındaki Benjamin'i alıyor. Kitabın ikinci yarısında bu kez de Benjamin'in yaşlılığını ve tekrar şamdanın peşine düşmesini okuyoruz. 

Böyle kısacık bir kitaptı işte. Okurken ve bitirdiğimde çok sorulan bir sorunun cevabı olabileceğini düşündüm bu kitabın: "Klasiklere neyle başlamalıyım?" :D Gayet sade ve akıcı bir dili vardı. İnce bir kitap, konu da çok yoğun değil. Dolayısıyla güzel bir başlangıç kitabı olabilir. Hem klasiklere hem de Zweig'a.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Fena değildi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Beklediğimden daha akıcıydı benim için. 


Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Gayet güzeldi.

Orijinal isim (%10): 5/5
İş Bankası bu konuda iyi gerçekten. 

Güzel kapak (%5): 3/5 
Eh :D

Final puanı: 3,75

3 Ekim 2016 Pazartesi

Korku Vadisi

Kitap Adı: Korku Vadisi
Özgün Adı: The Valley of Fear
Kitap Yazarı: Sir Arthur Conan Doyle
Çeviren: İpek Babacan
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 193
Baskı Yılı: 2016


Ben Sherlock hikayelerini çok severim. O yüzden ne okusam diye dolanırken bu kitabı elime aldım. Ancak beni pek memnun ettiğini söyleyemiyorum. Eminim ki yazarın çok daha iyi kitapları var, ancak bu onlardan biri değil.

Birlstone Malikanesi'nde yaşayan Bay Douglas'ın cinayetini çözüyor bu kitapta Sherlock ve ekürisi Watson. Ama ben okurken sıkıldım. Kitap aslında 200 sayfa bile değil, normalde böyle bir kitabı tek oturuşta bitirirdim ama bunu öyle yapmak istemedi canım. O yüzden 2 güne yaydım.



Daha fazla ne söyleyebilirim bilmiyorum. Ama bence Korku Vadisi Sherlock efsanesinin zayıf halkalarından biri. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Pek sevemedim. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Okurken sıkıldım, bana çok sürükleyici gelmedi. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Çeviride bir şey görmedim.

Orijinal isim (%10): 5/5
Korku Vadisi!

Güzel kapak (%5): 4/5 
Modern Klasiklerin tasarımlarını seviyorum ben.

Final puanı: 3

28 Kasım 2014 Cuma

Otomatik Portakal

Kitap Adı: Otomatik Portakal
Özgün Adı: A Clockwork Orange
Kitap Yazarı: Anthony Burgess
Çeviren: Dost Körpe
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 168
Baskı Yılı: 2007

Otomatik Portakal'ı okumayan/izlemeyen ya da en azından bilmeyen yoktur heralde. Ama kitabın adı niye böyle? Yani ne demekmiş ki o ? Yazar şöyle demiş:
Cockney dilinde (İngiliz argosu) bir deyiş vardır. "Uqueer as as clockwork orange". Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir. Bu çok sevdiğim lafı yıllarca bir kitap başlığında kullanmayı düşünmüşümdür. Bir de tabii Malezya'da "canlı" anlamına gelen "orang" sözcüğü var. Kitabı yazmaya başladığımda, rengi ve hoş bir kokusu olan bir meyvenin kullanıldığı bu deyişin, tam da benim anlatmak istediğim duruma, Pavlov kanunlarının uygulanmasına dayalı bir hikayeye çok iyi oturduğunu düşündüm...

Otomatik Portakal kitabını ana karakter Alex'in ağzından okuyoruz. Alex daha 14-15 yaşlarında leş gibi bir hayat yaşayan bir ergen. Pete, Georgie ve Dim adında üç 'kanka'sıyla birlikte uyuşturucu kullanıyorlar. Hırsızlık, gasp, insanlara zarar verme, vandalizm, tecavüz... Karışmadıkları bir suç neredeyse yok. Ama Alex uzun süredir polislere yakalanmamayı da başarıyor bir şekilde.

Fakaat bir gün bir suç işlerken (ne olduğunu okuyup keşfedin bence :D) polislere yakalanır ve hapse atılır. Olay aslında buradan sonra başlıyor diyebiliriz. Bir süre hapishanede kaldıktan sonra tahliye edilmesi koşuluyla Alex'i bir şartlama deneyine alırlar. Gerçekten de tam yazarın dediği gibi, insanı otomatik işleyen bir makine dönüştürmek üzere tasarlanmış deneylere maruz kalır Alex.

Kitabı aslında ödev için okumuştum ve biraz soğuktum kitaba. Sanki çok sıkılacakmışım, bir türlü bitmeyecekmiş gibiydi. Ama öyle olmadı. Alex'in kullandığı argo dolu dille birlikte akıcı bir şekilde gitti kitap :D Bazen komik şeyler söylüyor gerçekten, "bok püsür" favorim :D

Kitabın arkasında yazarla ilgili şöyle bir bilgi var, görünce çok şaşırdım:

1959 yılında Burgess'a ameliyat edilemez bir beyin tümörü tanısı kondu ve bir yıldan az ömür biçildi. İlk karısı Lynee'in geçimini sağlamaya kararlı olan Burgess öfkeyle masaya oturup 12 ay içinde beş buçuk roman yazdıktan sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşıldı. Bu arada artık tanınan bir yazar olmuştu.

Alex hikayesini şu cümlelerle bitirdi, ben de yazımı onun cümleleriyle bitiriyorum:

Ama sizler, ey kardeşlerim, eskidenki küçük Alex'inizi arada sırada hatırlayın. Amin. Ve bok püsür.

Kitaba puanım: B+


7 Ağustos 2014 Perşembe

Süper İyi Günler

Kitap Adı: Süper İyi Günler
Özgün Adı: The Curious Incident Of The Dog In The Night-Time
Kitap Yazarı: Mark Haddon
Çeviren: Övgü İçten
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 289
Baskı Yılı: 2012

Benim adım Christopher John Fransic Boone. Dünya üzerindeki bütün ülkeleri biliyorum ve onların başkentlerini ve 7507'ye kadar bütün asal sayıları.



Süper İyi Günler, otizm belirtileri gösteren 15 yaşında bir çocuğun ağzından yazılmış. Ama tam olarak tanısının ne olduğuna kitapta yer verilmemiş. Ben Christopher'da Asperger olduğunu düşünüyorum. O yüzden Otizm ve Asperger'e biraz göz atalım istedim.

Otizm, yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve yaşam boyu devam eden, sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişimde problemler, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren, karmaşık gelişimsel bir bozukluktur.

DSM-IV (Uluslararası Ruhsal Hastalıklar Tanı ve İstatistik El Kitabı)'e göre otizmli bir çocuk sosyal etkileşim, sosyal iletişimde kullanılan dil, hayali veya sembolik oyun oynama alanlarından birinde veya daha fazlasında üç yaşından önce gecikme ya da anormal fonksiyon gösterecektir. Ve otizm tanısı alabilmesi için bu üç alanda sıralanan kriterlerden en az altısına sahip olmalıdır. 

Asperger Sendromu'nda ise Otizmde görülen İletişim, Etkileşim ve Hayal Gücü ile ilgili düzensizliklerin üçü birden çeşitli derecelerde görülür. Sözel olmayan İletişim aksaklıkları Otizmdekine çok benzer seyrederken, Asperger Sendromu'nda kişi sözel konuşma yetisine sahiptir; ayrıca akademik ve bilişsel yetiler normal ya da normalin üstünde gelişmiştir. Kısacası Asperger 'otizmin biraz daha hafif halidir' desek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Otizmli bireylerde çok güçlü bir hafıza, matematik, fizik gibi alanlarda üstün başarı gösterebilme gibi yeteneklerin ortaya çıktığı yaygın olarak biliniyor. Christopher da bu yeteneklere fazlasıyla sahip bir çocuk.

DSM kitapçıklarında nasıl geçiyor bilmiyorum ancak bana göre 'otistik' hoş bi kelime değil, şu an gerçek anlamından uzak bir şekilde hakaret olarak kullanılıyor ve bu çocuklar böyle bir hitabı kesinlikle hak etmez. Keşke hiç etiketleme yapmasak ama 'otizmli' sanki bir nebze daha kabul edilebilir geliyor bana.

Yazar, otizmin en büyük belirtilerinden birini çok tatlı bir şekilde anlatmış: Mutfaktaki masa ve sandalyeler oynatılabilir çünkü bu farklı ama yemek odasında ya da salondaki kanepelerin ve sandalyelerin yeri değiştirildiğinde başım dönüyor ve hastalanıyorum.

Kitabı okurken her bölümün başında sıralı olmayan sayıların olduğunu fark ettim ve ne olduğunu anlamamıştım. Sonra öğrendim ki bölüm numaraları asal sayılardan oluşuyormuş. Burada şöyle de ilginç bir bilgi var: Asal sayılar şifre oluşturmakta çok işe yarar ve Amerika'da askeri materyal sayılırlar ve 100 haneden büyük bir asal sayı bulursan bunu CIA'e söylemen gerek, çünkü onu senden 10.000 Dolar karşılığı satın alırlar.

Bir ara Christopher kendisinde bir çok davranış bozukluğu da olduğundan bahsetti. Listelediği davranış bozukluklarından en çok şunu sevdim: Farklı yemekler birbirine değiyorsa yemeyi reddetmek.

Mark Haddon, neden karakter olarak otizmli bir çocuğu seçmiş, otizm konusundaki bilgileri nereden geliyor diye de biraz araştırdım ve bir dönem otizmlilerle çalıştığını öğrendim.

Bizim alandakiler zaten okumalı ama bence herkesin okuması gereken çok güzel, keyifli bir kitap. Otizmli bir çocuk dünyayı nasıl görür, olaylar karşısında nasıl tepki verir ve davranışlarının altında yatan sebepler nelerdir gibi soruları inanılmaz akıcı ve keyifli bir şekilde okuyabileceğiniz harika bir kitap. Zaten İngiltere'de yayınlandığı günden beri satış rekorları kırmış ve 15 dile çevrilerek 32 farklı ülkede okunmuş. Ayrıca Whitbread 2003 Yılın Romanı ve Yılın Kitabı Ödülü almış.

Christopher'dan bir alıntıyla yazımı bitiriyorum:

Ve cennet, bir kara deliğin diğer tarafında bile olsa ölü insanların roketlerle uzaya gönderilmesi gerekirdi, ama gönderilmiyorlar, yoksa insanlar fark ederdi.

Kitaba puanım: A+