Pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2020 Pazartesi

Senaryo

Kitap Adı: Senaryo
Özgün Adı: Das Skript
Kitap Yazarı: Arno Strobel
Çeviren: Saffet Günersel
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2020


Psikolojik gerilim türünde üç Alman favorimdir bilirsiniz: Wulf Dorn, Sebastian Fitzek ve Arno Strobel. Senaryo da Strobel'in Türkçeye çevrilen en yeni kitabı. 

Bir sabah, genç bir kadın bir kargo alıyor. Kitaba benziyor gelen paket ama sipariş ettiği ya da beklediği bir şey yok. Paketin içinden gerçekten bir kitap bölümü çıkıyor. Ama sayfalar yerine insan derisine yazılmış. Kanla. Polis araştırma yapınca öğreniyor ki bu katil bir yazarın kitabındaki kurguyu taklit ediyor. Aynı o kitaptaki katil gibi kadınları kaçırıyor, derilerini yüzüp üstüne kitap bölümleri yazıyor. 


Yazarın diğer kitaplarına kıyasla çok sönük kaldı benim için. Yani ilginç bir konusu falan var ama hiç merak etmedim okurken neler oluyor, katil kim, kitap nasıl bitecek falan diye. Ama benim bu türü çok okumam ve çok iyi örneklerini okumamdan kaynaklı da olabilir bu durum. Bu türe yeni başladıysanız benden daha ilgi çekici bulabilirsiniz kitabı. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Fena değildi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Yani akıcı bir kitaptı genel olarak. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Bu yazarın kitaplarının kapağı benzer oluyor hep, fena değil işte :D

Final puanı: 3.75

23 Şubat 2020 Pazar

Ölüleri Anma Günü (Wallner & Krauthner, #5)

Kitap Adı: Ölüleri Anma Günü
Özgün Adı: Totensonntag
Kitap Yazarı: Andreas Föhr
Çeviren: Saffet Günersel
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2020


Ölüleri Anma Günü, CNR kitap fuarından aldığım yeni Pegasus kitaplarından biri. Ben de adından falan etkilenip hemen almıştım ama kendime not: Kitapların arka kapaklarını okumadan alma! :D Zira arkasında kabak gibi yazıyor ikinci dünya savaşı falan diye ve ben hiç sevmem böyle şeyleri okumayı.

Yıl 1992, genç bir polis olan Wallner bir şekilde eski bir şapelin bodrumunda bir kadın ceseti buluyor, kadın alnından vurulmuş. Sonra bu kadının 1945'te ikinci dünya savaşının sonlarında öldüğü tespit ediliyor. Sonrasında da işte bu kadın kim, niye öldürülmüş, kim öldürmüş falan filan diye araştırıyorlar. 


Özetle kitabı okurken çok sıkıldım. Polisiye falan ama asla merak uyandırmıyor, bir gram bile merak etmedim katil kimmiş bu kadın niye öldürülmüş falan. Ayrıca asla anlayamadığım ve çok merak ettiğim bir şey var: Pegasus neden bu seriye dan diye ortadan dalmış ve beşinci kitabı çevirmiş? :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 1/5
Çooooooook sıkıcı :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 2/5
Enteresan bir şekilde hızlı okunuyor ama asla sürükleyici değil tabii :D 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Olmamış :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Yaani kapak fena değil. 

Final puanı: 1.65

30 Eylül 2019 Pazartesi

Ruh Kırıcı

Kitap Adı: Ruh Kırıcı
Özgün Adı: Der Seelenbrecher
Kitap Yazarı: Sebastian Fitzek
Çeviren: Azra Herrscher
Yayınevi: PegasusYayınları
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2019


Asla kitap okuyamadığım, reading slump denizlerinde oradan oraya sürüklendiğim bir dönemde beni ancak Fitzek kendime getirir dedim ve benim henüz okumadığım en son kitabı olan Ruh Kırıcı'yı aldım elime. Ama onu bile beş günde bitirdim, düşünün nasıl bir haldeyim :D

Bir profesör öğrencilerle bir deney yapıyor, onlara bir hasta dosyası veriyor ve hiç başından kalkmadan, odadan hiç çıkmadan dosyayı çok dikkatli bir şekilde okumalarını istiyor. Biz de onlarla birlikte dosyayı okuyoruz.


Hasta Caspar, kim olduğunu nereden geldiğini hiç hatırlamıyor. Bir anda kendini bir psikiyatri kliniğinde bulmuş. Bu klinikte diğer hastalarla birlikte Ruh Kırıcı denen katille birlikte kapalı kalıyorlar. Ruh Kırıcı kadınları kaçırıp birkaç gün sonra öylece salıveriyor. Şiddet ya da tecavüz belirtisi yok. Ama kadınlar ruhsal olarak çökmüş, konuşmuyor, hiçbir uyaran tepki vermiyor. Bitkisel hayatta gibiler. Caspar da bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da kim olduğunu hatırlamaya çalışıyor.

Gerçekten yine çok güzel bir kitaptı. Okurken Fitzek yine insan üstü beyniyle bir kurgu oluşturmuş, biz zavallı faniler de neler döndüğünü anlamaya çalışıyoruz işte diye düşündüm :D Gerçekten kitabın sonunda öğrendiklerinize ilişkin detayları daha iyi anlayabilmek için tekrar okumanız gereken bir kitap bence. Normalde sonunu bilmek keyfini kaçırır kitapların ama o sona ulaşmak için hikayenin içine gizlenmiş şeyleri daha rahat görebilmek için yeniden okumayı düşünüyorum ben kesinlikle. Öneriyorum falan dememe hiç gerek yok bence, zira Fitzek çöpe atacağı alışveriş fişini satışa çıkarsa satış rekorları kıracak adam :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Gayet güzeldi.   

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Fitzek zaten, sürükleyiciliğin babası adam :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Tam çeviri :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Kapak ehhh :D

Final puanı: 4.55

7 Temmuz 2019 Pazar

Cam Kılıç (Red Queen, #2)

Kitap Adı: Cam Kılıç
Özgün Adı: Glass Sword
Kitap Yazarı: Victoria Aveyard
Çeviren: Onur Kınacı Birler
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 456
Baskı Yılı: 2016


Uzun zamandır çok severek doya doya güzel bir distopya serisi okuyamıyorum diye Kızıl Kraliçe serisine yeniden bir şans vermiştim. İlk kitabı okuyup gayet sevdiğim için Cam Kılıç'ı da pek bekletmeden okudum. Hatta üçüncü ve dördüncü kitapları da internetten sipariş verdim. Ama gelin görün ki bana yine hüsran, bana yine hayal kırıklığı :D

Cam Kılıç dünyanın en sıkıcı kitabı olabilir. Serilerin ara kitaplarında, o devrimin gelişmesi süreci sıkıcı oluyor zaten farkındayım ama bu kadar da sıkıcı olmasın be kardeşim :D Bu kitapta Mare'den de uzaklaştım. Çarpık düzene, insanların kanlarına göre ayrılmasına falan isyan ediyorlar ama Mare sanki bu amaçtan uzaklaştı ve kişisel hırsları yüzüden terör saldırıları falan düzenleyen birine dönüştü. İnat ettim kitabı bitirdim ama gerçekten seriye karşı en ufak bir ilgim kalmadı. Zaten aldığım üçüncü ve dördüncü kitapları da hiç dokunmadan iade ettim :D 


Doğruya doğru, kitabı bitirdiğimde her şeyin nasıl sonuçlacağını merak ettim. Ama bunu öğrenebilmek için 1000 sayfadan fazla daha okumaya asla tahammülü yok :D Sağolsun bir takipçim diğer iki kitapta neler olduğunu anlattı. Gerçekten de okumaya devam etmeye değmezmiş bence :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Ehhh :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 1/5
Kafamı duvarlara vurdum okurken :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Şaşkınım :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Ehh fena değil :D

Final puanı: 2,05

20 Haziran 2019 Perşembe

Kızıl Kraliçe (Red Queen, #1)

Kitap Adı: Kızıl Kraliçe
Özgün Adı: Red Queen
Kitap Yazarı: Victoria Aveyard
Çeviren: Onur Kınacı Birler
Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 392
Baskı Yılı: 2015


Ben Kızıl Kraliçe'yi 2015'te okumuştum aslında ama o zaman devam kitabı elimde yoktu, belki çıkmamıştı emin değilim, o yüzden kalmıştı öyle. Uzun zamandır da şöyle saray entrikası da olan güzel bir distopya serisi okumak istiyordum. O yüzden tekrar başlamaya karar verdim. Gerçi şu an da sadece ikinci kitap var elimde :D

İnsanların kan renklerine göre ayrıldığı bir dünya: Gümüşler ve Kızıllar. Gümüşler refah içinde yaşıyor, üstelik bir de elektriği, suyu, havayı, ateşi kontrol edebilme gibi çeşitli doğaüstü güçleri var. Kızıllar ise sefalet içinde, bazen yemek bile bulamadan Gümüşler'e hizmet etmek için yaşıyorlar. 


Mare de bir kızıl. Bir gün sarayda bir tören sırasında birden gücü açığa çıkıyor. Ama normal şartlarda bunun mümkün olmaması gerekiyor, bir Kızıl'ın yeteneği olduğu görülmemiş şey. Kraliyet ailesi de bu olayın hızlıca üstünü örtmek için Mare'in aslında kaybolmuş bir Gümüş olduğu hikayesini uydurup prenslerden biriyle nişanlıyor. Mare böylece saray entrikasının göbeğinde buluyor bir anda kendini. Tabii bu arada Kızıllar cephesinde de bir isyan doğmaya başlıyor. Terör saldırıları gerçekleştiriyorlar, pamuklar içindeki Gümüşler'i, özellikle kraliyeti rahatsız etmeye başlıyorlar. 

Kitabı ilk okuduğumda da sevmiştim, şimdi tekrar okuyunca da sevdim. Okumayı çok sevdiğim bir temposu var kitabın. Umarım devam kitaplarında beni üzmez. Seriler özellikle ikinci kitapta bir düşer, sadece oradan oraya koşuşturmayla geçer ve ben okurken çok sıkılırım :D Henüz yolun başında sayılırım, sadece ilk kitabı okudum ama hala okumadıysanız size tavsiye edebilirim bu seriyi. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Kan rengi ve yetenekler konusu gerçekten güzel. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Gayet sürükleyiciydi. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Çeviride hiç sorun görmedim, çok güzeldi.

Orijinal isim (%10): 5/5
Pegasus'ta bunu her zaman göremeyiz :D 

Güzel kapak (%5): 5/5 
Çok güzel. 

Final puanı: 4,2

3 Haziran 2019 Pazartesi

13. Gerçeklik (The 13. Reality, #1)

Kitap Adı: 13. Gerçeklik
Özgün Adı: The 13. Reality
Kitap Yazarı: James Dashner
Çeviren: Gizem Yeşildal

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2018


13. Gerçeklik'i gözümün döndüğü Pegasus alışverişlerimden birinde almıştım :D Ne okusam diye bakınırken gözüme takıldı birden ve okumuş oldum :D Kitap gerçekten güzel, inanılmaz akıcı ve merak uyandırıcı. Ama kitapla ilgili takıldığım bir nokta var. Bu kitabın türü middle grade, yani bildiğiniz çocuk kitabı. Ana karakter bile 13 yaşında. Ama bunun çocuk kitabı olduğunu tahmin eder miydiniz? Bu kapak falan ne alaka yani, hiç olmamış bence. Bunu bilmeyerek okumaya başladım ve bir anda şok oldum çocuk kitabı çıkınca :D Yurtdışındaki kapakları çok daha güzel ve kitabın türüne çok daha uygun bence.

Kitapta on üç yaşındaki Atticus'u, namı diğer Tick'i okuyoruz. Bir gün posta kutularında kendi adına Alaska'dan gelmiş bir mektup buluyor. Bu mektupta pek çok insanın hayatını kurtarmak için büyük bir maceraya atılacak kadar cesur olup olmadığıyla ilgili bir şeyler yazıyor. Bu mektubu yakarsa her şeyi unutup hayatına devam edebilir ama Tick merakına yenik düşüyor ve ipuçlarını takip ederek neler olduğunu çözmeye çalışıyor.



Dediğim gibi çok akıcı ve sürükleyici bir kitaptı, merakla okudum. Evde tembellik etmek istediğiniz boş bir gününüz varsa çok rahatlıkla tek oturuşta bitebilecek bir kitap. Serinin devam kitapları muhtemelen çevrilmez gibi duruyor. Çünkü bu kitabı benden başka okuyan, aldığını söyleyen, paylaşan falan hiçkimseyi görmedim. Ama ben bulabilirsem İngilizceleri ile devam etmeyi düşünüyorum. Kitabı bu kadar sevmemdeki temel sebep zaman yolculuğu, paralel evrenler, kuantum fiziği gibi bayıla bayıla okuduğum konular barındırıyor olmasıydı. Bunu da söylemeden geçmeyeyim :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Gayet güzeldi.  

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Tek lokmalık kitap :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu.

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş :D

Güzel kapak (%5): 1/5 
Kapak gerçekten çok anlamsız :D

Final puanı: 4.8

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Sekizinci Gece

Kitap Adı: Sekizinci Gece
Özgün Adı: Acht Nacht
Kitap Yazarı: Sebastian Fitzek
Çeviren: Anıl Alacaoğlu

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 376
Baskı Yılı: 2019


 Hiçbir ceza almadan birini öldürebileceğinizi düşünün. Kimi cezalandırırsınız, kim bunu hak ediyor?

Sekizinci Gece Sebastian Fitzek'in en yeni kitabı. Pek bir sessiz sedasız çıktı kitap, ben de tesadüfen gördüm ve hemen aldım :D Geçenlerde internette kontrolsüzce yayılan linç kampanyalarından bahsetmiştim, bu kitap tam da bunu konu alıyor.

İnternette Sekizinci Gece adıyla yayılmaya başlayan bir şey var. Hükümet bile onaylıyor bunu. Sadece 10 avro ödeyerek bir av listesine istediğiniz kişinin adını yazdırıyorsunuz. Sekizinci ayın sekizinde, saat 20:08'de bu listeden birinin adı çekiliyor. Ve bu insanı avlamak üzere yüzbinlerce insan harekete geçiyor. Bu insan 12 saat boyunca korumasız kalıyor. Cinayet dahil tüm suçlar bu kişiye yöneltildiğinde cezai yaptırımı olmuyor. Bu av sırasında işlenen tüm suçların affedileceği açıklanıyor. Ve bu kişiyi öldürene 10 milyon avro ödül verilecek!


İlk kuradan da 24 yaşında bir psikoloji öğrencisi çıkıyor. Ama bu ilk av olduğu için bir de yedek isim seçiliyor. Biz de yedek olarak seçilen Ben'in hayatta kalmaya çalışmasını ve bu Sekizinci Gece olayının nereden çıktığını okuyoruz. 

Kitap gerçekten güzeldi. Ama nedendir bilmiyorum, Fitzek'in diğer kitaplarında yaşadığım o büyük şoku yaşamadım bu kitapta. Biraz dikkatim dağınık bir halde okudum kitabı belki de ondandır. Ama sonuç olarak Fitzek'e laf yok, alışveriş listesi yazsa koşarak alır okurum :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Gayet güzeldi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Akıcıydı. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu.

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak da güzel

Final puanı: 4.15

12 Nisan 2019 Cuma

Dikenlikler Prensi (The Broken Empire, #1)

Kitap Adı: Dikenlikler Prensi
Özgün Adı: Prince of Thorns
Kitap Yazarı: Mark Lawrence
Çeviren: M. Kerem Sanatel

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2015


Dikenlikler Prensi ile ilgili çok kısa bir yorum yazacağım. Çünkü yazacak bir şeyim yok. Çünkü okurken ÇOK sıkıldım. Çünkü tam bir hayal kırıklığı oldu benim için.

Ben aslında bu kitabı fantastik bir şeyler okuyacağım diye düşünerek almıştım. Ama oradan oraya gidip sürekli birilerini öldüren, intikam hırsıyla dolu bir çocuktan başka bir şey okuyamadım :D  Kitapları alırken arka kapaklarını okumamanın zararları :D Okurken bazı yerlerde bazı ipuçları verir gibi oldu, şimdi baktım tanıtımda da kara büyü falan diyor ama fos yani :D 


Gerçekten çok yoğun olduğum, zar zor kitap okuyabildiğim bir dönemde sıkıntıdan kendimi duvardan duvara vuracağım bir kitap okumuş olmak büyük talihsizlik oldu benim için :D Kitabı o kadar sevmedim ki son sayfayı çevirip kapattığım an satışa koydum. Şu an artık elimde değil, satıldı bile :D 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 1/5
Düşünüyorum, sürükleyici olmasa bile güzel bir konusu falan var mıydı diye ama asla yok :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 1/5
Ç O K S I K I L D I M :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Bari bu olmuş :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak fena değil, genel olarak diğer kapaklar da güzel ve uyumlu.

Final puanı: 1.75

18 Mart 2019 Pazartesi

Yüksek Büyücü (Kara Büyücü, #3)

Kitap Adı: Yüksek Büyücü
Özgün Adı: The High Lord
Kitap Yazarı: Trudi Canavan
Çeviren: Mert Dengiz

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 552
Baskı Yılı: 2018


Bir süredir bu evrenin içindeydim ve yaklaşık 1500 sayfalık bu serüven o kadar keyifliydi ki benim için anlatamam. Hiç bitmesin istedim, bir yandan neler olacak diye çok merak ederken bir yandan bitmesin diye azar azar okumaya çalıştım. 

Yüksek Büyücü, Kara Büyücü serisinin son kitabı. Bu kitapta gerçekten hiç beklemediğim şeyler oldu. Çok güzel savaş sahneleri vardı. Hele ki o sonunda öğrendiğimiz şey kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi :D


Önceki iki kitapta da bol bol övdüm zaten. Gerçekten ama gerçekten çok uzun zamandır okuduğum en iyi serilerden biriydi. Son zamanlarda neredeyse hiçbir kitaptan zevk alamıyordum, hep bir şeyler eksik gibi geliyordu. Ama bu kitapları o kadar çok beğendim ki ilaç gibi geldiler bana. Keşke üçleme değil de beşleme onlama olsaydı, hatta sonsuza kadar bu kitapları okumaya devam etseydim diye düşündüm :D Şiddetle, ısrarla, kati suretle öneriyorum bu seriyi.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok seviyorum ya çok seviyorum :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Çok büyük heyecanla okudum. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bu kitapta bir sorun görmedim.

Orijinal isim (%10): 5/5
Yaşasın orijinal isimler! :D

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapaklar da güzel!

Final puanı: 5

17 Mart 2019 Pazar

Çırak (Kara Büyücü, #2)

Kitap Adı: Çırak
Özgün Adı: The Novice
Kitap Yazarı: Trudi Canavan
Çeviren: Mert Dengiz

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 528
Baskı Yılı: 2017


Biliyorsunuz, Büyücü Loncası'nı çok çok sevince hemen ikinci ve üçüncü kitabı sipariş etmiştim ve geldikleri gibi de hemen Çırak'ı okumaya başladım.

Böyle serilerde en sevdiğim şeylerden birini yapıyor yazar, ikinci kitaba başlarken. Önceki kitapta neler oldu bitti diye şöyle bir güzel özet yapıyor birkaç sayfada. Bu gerçekten benim çok fazla ihtiyaç duyduğum bir şey çünkü araya biraz zaman girdiğinde hemen unutuveriyorum olayları. O yüzden yazarı bu hareketiyle daha da fazla sevmiş oldum :D

Yani bir ara kitap olduğu için çok fazla detay veremeyeceğim. Ama şöyle bir düşündüğümde, serilerin ikinci kitaplarında temponun düştüğünü hissederim genelde. Hep bir koşuşturmaca olur, birinci ve üçüncü kitapları birbirine bağlayan bir işlev görür. Ama bu seride asla böyle bir sorun yok. Bir an bile olsun heyecanını kaybetmiyor. Gerçekten o kadar uzuuuuun süredir böyle keyifli bir seri okumamıştım ki size anlatamam :D Nazar değecek diye de korkuyorum bir yandan :D



Yazarın bu üçlemede bize gösterdiği dünya gerçekten en çok sevdiğim büyülü dünyalardan biri olabilir. Büyü gerçekten çok güzel işleniyor. Hala zihin okuma ve şifa sahnelerinde kendimden geçiyorum :D Bir büyü yeteneğine sahip olabilseydim çok büyük ihtimalle bunun şifa olmasını isterdim. Düşünsenize, insanın hücrelerine kadar girip onu iyileştirebiliyorsunuz!

Hala bu seriyi okuyup okumamayı düşünüyorsanız çok şey kaybediyorsunuz. Hazır CNR Kitap Fuarı başlamışken, hatta Bursa'da falan da başka fuarlar varken gidin ve bu kitapları alın!


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok güzeldi!

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Lütfen nazar değmesin ve üçüncü kitap da en az ilk ikisi kadar güzel olsun :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bu kitapta bir sorun görmedim.

Orijinal isim (%10): 5/5
Pegasus her zaman yapmaz bunu, kıymetini bilelim :D

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapaklar sade ama gayet güzel. 

Final puanı: 5

7 Mart 2019 Perşembe

Büyücü Loncası (Kara Büyücü, #1)

Kitap Adı: Büyücü Loncası
Özgün Adı: The Magicians' Guild
Kitap Yazarı: Trudi Canavan
Çeviren: Mert Dengiz

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 440
Baskı Yılı: 2016


Büyü kurguları okumayı çok sevsem de okuduğum kitaplardan bir türlü istediğim keyfi alamıyordum. Sonunda aradığımı buldum sanırım :D Büyücü Loncası bu türde uzun zamandır okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu benim için. 

Büyücü Loncası'ndaki büyücüler her yıl Arınma dedikleri bir şey yapıyorlar ve bunu yaparken büyüden bir kalkan oluşturuyorlar. Ancak halk bu durumdan hiç hoşlanmadığı için sürekli protestolar oluyor, taşlar falan atılıyor. Tabii bu taşların büyü kalkanını geçmesine imkan yok. Ancak Sonea'da birden çok öfkeleniyor, eline bir taş alıp fırlatıyor. Bu taş bir ışık çakmasıyla birlikte onlarca büyücünün kurduğu büyü kalkanını geçince herkes dehşete düşüyor.

Sonea bu şekilde büyü gücünü keşfediyor. Böyle kenar mahallelerden büyücü çıktığı hiç görülmedik bir şey olduğundan Büyücü Loncası Sonea'yı bulmaya çalışıyor hemen. Bir şekilde buluyorlar ve onu güçlerini kontrol etmeyi öğretmek adına loncaya alıyorlar.


Gerçekten hem sürükleyicilik açısından hem de kurulan büyü dünyası açısından çok iyi bir kitaptı. Büyücülerin kendi arasında yaptığı zihinsel iletişim ve gücün kontrol edilmesiyle ilgili sahneler çok güzel detaylarla tasarlanmıştı, okuması çok keyifliydi. 

Bu kitabı çok sevince hemen diğer iki kitabı da sipariş verdim. Gelir gelmez okumaya başlayacağım. Bu arada bu seri daha önce başka bir yayınevinden çevrilmiş ancak onlarda üçten fazla kitap var. Bazı yorumlarda kitapların bölündüğünü falan gördüm ama hiç anlayamadım. Bilen gören var mı? :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok güzeldi!

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Okuması gerçekten keyifliydi.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 4/5
Bazı yerlerde yazım hataları gözüme takıldı. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Daha ne olsun :D

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapakların kendi arasındaki uyumunu da çok sevdim :D

Final puanı: 4.95

4 Mart 2019 Pazartesi

Seni Ben Uydurdum

Kitap Adı: Seni Ben Uydurdum
Özgün Adı: Made You Up
Kitap Yazarı: Francesca Zappia
Çeviren: Gamze Bulut

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2017


Seni Ben Uydurdum bir süredir kitaplığımda duruyordu, galiba Kasım'da fuardan almıştım? :D Birden dikkatimi çekti, o yüzden elime aldım ve okumaya başladım. Zaten adıyla fazlasıyla ilgimi çekiyordu.

Alex bir lise öğrencisi ve paranoid şizofreni tanısı var. Eski lisesinde bir şeyler yapıp ceza alınca yeni bir liseye transfer oluyor. Orada gördüğü öğrencilerden birinin yıllar önce yaşadığı bir olayda kendisine yardım eden çocuk olduğunu düşünüyor. Ama tabii o olay bir halüsinasyon muydu yoksa gerçek miydi emin olamıyor. Genel olarak etrafındaki hiçbir olaydan emin olamıyor, o yüzden sürekli fotoğraf çekiyor. Fotoğraflara daha sonradan baktığında orada gördüğünü düşündüğü şey kaybolduysa onun gerçek olmadığını anlıyor.


Kitabı gerçekten çok sevdim. Aslında Alex'i çok sevdim. Ve tabii dünyaya bir şizofrenin gözlerinden bakmak çok ilginçti. Yani bilmiyorum, komşunuzun bahçesinde bir sincap görüyorsunuz ama o gerçek mi değil mi emin değilsiniz. Ve kitabın sonlarına doğru öyle bir şok da yaşıyorsunuz ki! Yani onun gerçek olmadığından bir an bile şüphe etmemiştim ama "O gerçek değil" cümlesini okuyunca kaldım öyle :D

Böyle kişilik bozukluklarıyla ilgili kurgular okumayı aşırı çok seviyorum. O yüzden bu kitabı da gerçekten keyifle okudum. Size de tavsiye ediyorum. Öyle çok reklamı yapılmadı, kenarda köşede kaldı gibi sanki bu kitap. Ama bana güvenin :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Gayet güzeldiii :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Merakla okudum ben. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Yaşasın :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak da yani harika değil ama güzel işte :D

Final puanı: 4.95

16 Şubat 2019 Cumartesi

Hipnoz

Kitap Adı: Hipnoz
Özgün Adı: Das Wesen
Kitap Yazarı: Arno Strobel
Çeviren: Ebru Akyürek

Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 328
Baskı Yılı: 2017


Arno Strobel'in diğer kitabı olan Koğuş'u soluksuz okumuş ve çok beğenmiştim. Hatta yazar bu kitabı ile en sevdiğim gerilim yazarları arasına sokmuştu kendini. Ben de o yüzden bir süredir elimde bekleyen Hipnoz'u daha fazla bekletmeden okuyayım dedim.

Bir psikiyatrist bir çocuğu kaçırıp öldürdüğü için onbeş yıl hapis cezasına çarptırılıyor. Hapisten çıktıktan kısa bir süre sonra adı yine bir kayıp çocuk vakasıyla anılıyor. Bu olayı da psikiyatristi hapse atan polis soruşturmaya başlayınca ikili tekrar karşı karşıya geliyor. Psikiyatrist ısrarla önceki olayda suçsuz olduğunu söylediği için taraflar arasında büyük de bir husumet var.


Yazar kitap boyunca kafamızı karıştırıp duruyor. Acaba polis mi olayı yanlış değerlendirdi, suçu psikiyatristin üzerine atabilmek için sahte kanıtlar mı yerleştirildi? Yoksa psikiyatrist mi bir şeyler çeviriyor? 

Aslında biraz yavan başlasa da sonlara doğru epey iyi toparladı kitap. Koğuş kadar sürükleyici ve heyecanla kendini okutan bir kitap değildi benim için. Yani şimdi kitaba da haksızlık etmek istemiyorum. Bu aralar benim üstümde fazlaca huysuzluk var, okuduğum her şeye burun kıvırıyorum :D O yüzden çok coşkulu bir yorum girmesem de kitabın güzel olduğunu söylemeliyim :D Bu arada dikkat ettim de bu adam da Alman. Fitzek, Dorn ve Strobel. Almanlarda nereden geliyor bu aşırı iyi gerilim kurguları yazma becerisi? :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Su gibi olmasa da akıcıydı yani :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun yoktu. 

Orijinal isim (%10): 0/5
Bu olmamış, üstelik orijinal adı kurguyla çok da bağlantılıymış. 

Güzel kapak (%5): 4/5 
İlgi çekici bir kapak bence. 

Final puanı: 3.65

26 Ocak 2019 Cumartesi

Fobi

Kitap Adı: Fobi
Özgün Adı: Phobia
Kitap Yazarı: Wulf Dorn
Çeviren: Regaip Minareci
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2016


Fobi, Wulf Dorn'un bir türlü alamadığım kitabıydı. Neden bilmiyorum, kitap alışverişlerime falan eklemeyi unutuyordum hep. Ama sonunda aldım ve hiç de bekletmeden okudum.

Kitap tabii ki güzeldi ama Wulf Dorn'un alıştığımız kaleminden çok başka bir yerdeydi bence. Ben bu kitaba psikolojik gerilim demem açıkçası. Aslında yine bomba gibi başlıyor ama sonra hikayenin devam edişi ve sonunda ortaya çıkan gerekçeler beni tatmin edemedi pek. Tatmin etmedi diyorum çünkü ben yazarın her kitabının sonunda şaşkınlıktan dumura uğramaya alışkınım :D

Olaylar Sarah'nın etrafında dönüyor. Bir akşam vakti kocasının arabası evin önünde duruyor. Sarah çok şaşırıyor çünkü kocası yeni seyahate çıkmış ve bu kadar erken dönmesine imkan yok. Adam arabadan iniyor, anahtarla kapıyı açıyor. Üzerinde kocasının kıyafetleri, elinde onun valizi. Her şey normalmiş gibi eve girip buzdolabını açıyor. Evdeki her şeyin yerini biliyor. Ama bu adam Sarah'nın kocası değil. 


Her şey böyle başlıyor ve biz de Sarah'nın kocasına ne olduğunu öğrenmeye çalışmasını okuyoruz ve bu adamın nereden çıktığını, neden Sarah'nın kocası gibi davrandığınu çözmeye çalışıyoruz. İşte bu noktada ulaştığı final, adamın bunları yapma sebebi bana biraz havada geldi. Bu muydu yani dedim açıkçası. 

Bir Wulf Dorn kitabına asla kötü demiyorum, kötü değildi de zaten. Ama dediğim gibi, yazardan o kadar büyük şoklar yemeye alıştım ki bu kitap kurgu olarak bunu veremedi bana. O yüzden biraz garipsedim sanırım. 

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Güzeldi genel olarak, problemlerden yukarıda bahsettim zaten. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 4/5
Bir oturuşta kendini okutuyor kadar sürükleyici değildi açıkçası. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Bir sorun görmedim.

Orijinal isim (%10): 5/5
Eh zaten :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak güzel!

Final puanı: 4.15