30 Aralık 2016 Cuma

Kül Dağı'ndaki Kütüphane

Kitap Adı: Kül Dağı'ndaki Kütüphane
Özgün Adı: Library at Mount Char
Kitap Yazarı: Scott Hawkins
Çeviren: M. Boran Evren

Yayınevi: İthaki
Sayfa Sayısı: 408
Baskı Yılı: 2016


2016 yılının son kitabı aynı zamanda bu yılın en garip kitabı olabilir sanırım :D İthakiciğim beni çok şaşırtarak ve mutlu ederek henüz satışta olmayan bu kitabın düzeltilmemiş kopyasını bana ulaştırmıştı. Ben de gelince hiç bekletmeden okudum. 

Kitap hakikaten çok ilginç ve karışıktı. Henüz düzenlenmesi tamamlanmadığı için, yazım hataları ve bazı düzenleme hataları da vardı, o yüzden biraz daha karışıktı :D Konuyu nasıl anlatacağımı gereçkten bilmiyorum, şu kitabı okuyup da özetleyebilen çıkarsa cidden ödül falan verilmeli :D Şimdi ben de deneyeceğim :D

Bir kütüphane var. Bu kütüphanenin bir nevi sahibi, yöneticisi, kurucusu, adına her ne derseniz, bir adam var. "Baba" olarak biliniyor. Kütüphanede dil bilimi, sağlık, savaş sanatları gibi konuları içeren 12 katalog var ve bu kitaplarda da uçsuz bucaksız ilerleyen kitaplar var. Kitapların bazıları 30.000 yıllık, bazıları daha da eski. Çünkü baba da bu kadar eski aslında, tam olarak kaç yaşında olduğu bilinmiyor.

Baba, her katalog için kendine çırak gibi bir şey seçmiş ve her çırak kendi katalogunda usta. Örneğin, olayların büyük oranda etrafında döndüğü Carolyn, dil katalogunda ve onlarca, hatta belki de yüzlerce dil konuşabiliyor. Çırakların kendi kataloglarıyla ilgili başkalarına bilgi vermesi ve kendi katalogu dışında bir şeyler okuması da yasak.


İşte durum böyleyken, bir gün Baba ortadan kayboluyor ve çırakların da kütüphaneye girişini engelleyen bir şey ortaya çıkıyor. Bir tür manyetik kalkan gibi bir şey ama çok daha karmaşık olarak gösteriliyor kitapta. Çıraklar da işte babayı aramak için çabalıyolar ve biz de bunu okuyoruz.

Kitaptaki uzay-zaman düzlemi de bir garip. Hikaye bazen geçmişe falan dönüyor ama bunu net olarak anlayamıyorsunuz. Zaten kütüphanenin de farklı bir boyutta olduğunu söylüyor bize kitap. Bildiğimiz evren, hani Güneş sistemi, Samanyolu falan değil, bildiğimiz BÜTÜN EVREN, aslında kütüphanenin içinde.

Böyle işte. Kitabın içinde bunun gibi çok çok enteresan bir sürü detay var. Gerçekten okurken beynim yandı diyebilirim :D Kitabın arka kapağında kitapla ilgili bir yorum var ve bu bence kitabı harika bir şekilde özetliyor:

"Okuduğum en sıradışı fantastik kitap."

Eğer kitap ilginizi çektiyse, 20 Ocak'tan itibaren kitapçılarsa bulabilirsiniz.


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Bana çok karmaşık geldi, epey kafam karıştı okurken :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Ortalamaydı bence akıcılık.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 3/5
Bunu nasıl değerlendirsem bilemedim aslında, çünkü bu zaten düzeltilmemiş kopya :D

Orijinal isim (%10): 5/5
Orijinal isim!

Güzel kapak (%5): 4/5 
Fena değil kapak.

Final puanı: 3,25

25 Aralık 2016 Pazar

Karabasan

Kitap Adı: Karabasan
Özgün Adı: Die Nacht gehört den Wölfen
Kitap Yazarı: Wulf Dorn
Çeviren: M. Sami Türk

Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 396
Baskı Yılı: 2016


Wulf Dorn yine ortalığı yıkmış geçirmiş. Şu an düşündüm de her seferinde nasıl bu kadar efsane şeyler üretebiliyor, insan biraz eksilir yahu! :D

Karabasan Wulf'un en yeni kitabı. Bu kitapta Simon'ı okuyoruz. Kendisinin de içinde bulunduğu bir araba kazasında anne ve babasını kaybetmiş. Bir süre psikolojik tedavi almak için klinikte kalmış ve oradan taburcu edilip halasının yanında yaşamaya başlayacak. Ancak kabus görmeye devam ediyor. Kabuslarında sürekli kaza mahalini görüyor ve orada, ormanın ortasında bir kapı. Ama kapıyı bir türlü açıp da içine giremiyor. 

Bir de yaşadığı yerde bir genç kız ortadan kaybolunca Simon biraz daha tetikleniyor aslında. Bu kızı kaçıran kişi ile ilgili aklında birisi var. Böylece gerilim dolu dakikalar bizi bekliyor! 



Wulf Dorn'un bence artık oturmuş bir tarzı var. Sonlara yaklaşırken size biraz ipucu veriyor, diyorsunuz ki "tamam ben olayı çözdüm!". Ama sonra öyle bir şeyler çıkıyor ki ortaya her şeyi tepetaklak ediyor yazar adeta. Bu kitapta da öyle oldu, ben alıştığım için bana verdiği ipucuyla yetinmedim, "hayır, bu kadar basit değil olay" dedim ama böylesini de hiç beklemiyordum.

Sena kitabın sonlarına yaklaşırken "neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt edemiyorsunuz" gibi bir şey demişti, hakikaten öyle. Etrafınızdaki hiçbir şeye güvenemeden ilerliyorsunuz sanki son sayfalarda.

Hala alın okuyun dememe gerek var mı? Wulf Dorn bu! Gerçekten, gerilim türünün Everest'i oldu artık kendisi. Zaten daha çok başlarda on beş, yirmi sayfa okumuşken "işin içinde bir psikiyatrist varsa ben bu kitabı severim" demiştim ve gerçekten de çok sevdim!


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok beğendim. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Çok akıcıydıııııı :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Orijinal isim (%10): 0/5
Orijinal ismi aslına Gece Kurtlarındır gibi bir şey oluyor. 

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak enteresan :D

Final puanı: 4,45

24 Aralık 2016 Cumartesi

Uzak Yıldızlar (The Lunar Chronicles, #4.5)

Kitap Adı: Uzak Yıldızlar
Özgün Adı: Stars Above
Kitap Yazarı: Marissa Meyer
Çeviren: Elif Nihan Akbaş & Seçil Ersek Ümitvar

Yayınevi: Artemis
Sayfa Sayısı: 373
Baskı Yılı: 2016


Ay Günlükleri serisini ne kadar sevdiğimi dağlara taşlara yazsam az gelir gerçekten :D O kadar güzel bir seri ki gerçekten okumuyorsunuz çok şey kaybediyorsunuz. Ben çok sevdiğim halde okuduğum bir çok seride genellikle orta ya da son kitapta biraz düşüşe geçtiğini hissederim. Ama bu kitaplar asla hissettirmiyor böyle bir şey. Winter'a kadar olaylar inanılmaz ilerliyor ve Winter artık zirve yapıyor!

Uzak Yıldızlar da yukarıda başlıkta gördüğünüz gibi bir ara kitap ve Winter'dan sonra okunması gerekiyor. Çünkü tüm seriye dair ufak tefek spoilerlar içerebiliyor. Aslında kitabı alırken böyle bir şey beklemiyordum ama yazar bize çok güzel bir şey sunmuş aslında.



Bu kitapta tüm karakterlerin geçmişlerinden bir parça okuyorsunuz kısaca. 30-40 sayfalık hikayeler diyebilirim. Ve sonunda da Winter'ın devamı niteliğinde olabilecek mükemmel bir bölüm vardı. Winter'da bu bilgi verildi mi emin değilim, o yüzden söylemeyeceğim ama tüm karakterler çok güzel bir sebep için bir araya geliyor. Gerçekten hepsini bir arada mutlu, eğlenirken tekrar görebilmek çok güzeldi!

Kitabın sonunda bir de Marissa Meyer'in yeni kitabı Heartless'tan iki bölüm var bonus olarak. Bu da Artemis'in güzelliği :D Çok da heyecanlı bir yerde bitirdiler, nasıl bekleyeceğim bilmiyorum! :D Aslında İngilizcesini almaya niyetlenmiştim ama 70 liraya falan tekabül ediyor, lanet olası dolar kuru! :D

Seriyi okuduysanız Uzak Yıldızlar'ı da bir an önce edinin bence. Ben okurken çok keyif aldım. Hem bu karakterleri bir arada görmek için son şansımız...


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok beğendim. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Çok akıcıydıııııı :D

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş, olmuş :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Güzel kapak!

Final puanı: 4,95

21 Aralık 2016 Çarşamba

Piyon (The Blackcoat Rebellion, #1)

Kitap Adı: Piyon
Özgün Adı: Pawn
Kitap Yazarı: Aimée Carter
Çeviren: Melda Dinçel

Yayınevi: Ephesus
Sayfa Sayısı: 379
Baskı Yılı: 2016


İşte bu ya! İşte aradığım kitap :D Cidden uzun zamandır bana bu kadar keyif veren bir distopya okumamıştım. Piyon bu güne kadar nerelerdeymiş :D

Konu benim en sevdiklerimden, kast sistemi ve bölünmüş toplum. 17 yaşına giren her birey bir sınava giriyor ve bu sınavın sonucuna göre sınıfı belli oluyor, enselerine damgalanıyor sınıfları. Kitty de bu sınav sonucunda bir III olarak damgalanıyor ki bu oldukça düşük bir hayat standardı demek.
Bu toplumda düşük sınıfların ikinci çocukları "ekstra" olarak tanımlanıyor ve hepsine Doe soyadı veriliyor. Kitty bu sebepten ötürü daha da kötü bir durumda, çünkü bir ekstra.

Ancak sonra Kitty için her şey değişiyor. Bir kulüpte başbakan tarafından kendisine bir teklif sunuluyor. Birtakım ameliyatlar ile "maskelenerek" ölen yeğeninin yerine geçmesi karşılığında bir VII olmayı teklif ediyor başbakan. VII yalnızca başbakan ve ailesine verilen bir sınıf, kanla geçiyor bir nevi.


Böylece Kitty kendisini bir anda sarayda buluyor, yerine geçtiği Lila ile ilgili sıkı bir eğitimden geçmeye başlıyor ve bu arada olaylar olaylar tabii :D

Cidden, kitabı çok sevdim. Dünyayı sevdim, karakterleri sevdim, özellikle Kitty'yi. Kitap boyunca temponun hiç düşmemesini sevdim. Hemen Vezir'e başlamak isterdim ama hem elimde yok hem de üçünü kitap olan Şah'ın da çıkmasını beklemeye karar verdim. Arka arkaya okumak çok daha heyecanlı olacaktır. Bu arad üçüncü kitabın orijinal adı Queen ama ben uygun olsun diye Şah diyeceklerini düşünüyorum :D

Distopya sevenlere kesinlikle öneriyorum. Ben kitabı aldığımda polisiye falan sanıyordum bu arada, distopya olduğundan da haberim yoktu. Ama iyi ki böyle sağlam bir distopya çıkmış :D

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok beğendim. 

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
İki günde bitti ama bir günde bile bitirebilirdim. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş, olmuş :D

Güzel kapak (%5): 4/5 
Kapak güzel ama bir bayıldım değil :D

Final puanı: 4,95

19 Aralık 2016 Pazartesi

Kazananın Laneti (The Winner's Trilogy, #1)

Kitap Adı: Kazananın Laneti
Özgün Adı: The Winner's Curse
Kitap Yazarı: Marie Rutkoski
Çeviren: Barış Mol

Yayınevi: Pegasus
Sayfa Sayısı: 363
Baskı Yılı: 2016


Kazananın Laneti ile ilgili beklentim büyüktü. Çünkü kapağı falan nefis, konusu güzel. Okuyanlar da genel olarak beğenmişti. Ama yine beklentilerin altında kalan bir kitap oldu.

Öncelikle kitabın hikayesini sevdim. Kazananın Laneti aslında ekonomide bir terim imiş ve yazar bir arkadaşından bu terimi duyunca bunun üzerine bir kurgu oluşturma fikri gelmiş. Ama işler de pek de iyi gelişmemiş sonrasında, en azından benim açımdan :D

Kitapta iki millet var, Valoryalılar ve Herraniler. Bir savaş sonrasında Valoryalılar, Herranileri sömürgeleştirmişler. Onların saraylarında falan yaşamaya başlamışlar, onları da köle olarak alıp satıyorlar, hizmetçi olarak kullanıyorlar. Fikir güzel ama altı çok boş bırakılmış, çok havada kalıyor. Herraniler hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz, savaşta ne oldu bilmiyoruz, geçmişle ilgili hiçbir şey vermemiş neredeyse yazar bize. Bu da beni biraz rahatsız etti, kurgunun havada kalmasına sebep oldu.



Kitapta da zaten yarısına kadar falan pek bir şey olmuyor. Ayrıca Kestrel çok salak :D Gerçekten, erkek görüp ağzı sulanan, o erkek neyi yaparsa yapsın peşinden yarılmayan bir tipleme olmuş. Arin'in cidden yapmadığı kalmadı, spoiler olmasın diye söylemiyorum ama CİDDEN her türlü kötülüğü yaptı. Ama Kestrel hala "çok hoş biri" falan diye dolanıyordu ortalarda :D Zayıf kadın karakterlere sinir oluyorum, Kestrel de öyleydi. Ayrıca bu kadar kolay bir haine dönüşebilmesi de beni bir miktar şok etti :D

Kitap kolay okunan, akıcı giden bir kitap ama okusanız da olur okumasanız da olur bence. Benim için ortalama olarak kaldı maalesef. 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 3/5
Ortalama.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Akıcıydı.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Baskıyı çok sevdim. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Olmuş, olmuş :D

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapağı çok güzel!

Final puanı: 3,4

16 Aralık 2016 Cuma

Bir Sonraki Hayatımız (The Next Together, #1)

Kitap Adı: Bir Sonraki Hayatımız
Özgün Adı: The Next Together
Kitap Yazarı: Lauren James
Çeviren: Merve Solmaz

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 351
Baskı Yılı: 2016


Yine harika kapak tasarımıyla beni kendisine hayran bırakan bir kitap. Gerçekten çok merak ediyordum, o yüzden gelince hiç bekletmedim.

Kitap gerçekten çok güzeldi. Daha önce reenkarnasyonla ilgili kurgular okudum ama bu bambaşkaydı, çok özgün bir kitap olmuş. Kitapta esasen 2039 yılında yaşayan Kate ve Matt'in farklı zamanlarda yaşamış versiyonlarını okuyoruz. Kate sınıfa gelen Matt'le ilgili farklı bir şeyler hissedince onu internette aramaya karar veriyor ve bulduğu bilgiler karşısında şok oluyor.

2019'da kendileriyle aynı isimleri taşıyan ve tıpatıp aynı olan iki bilim insanıyle ilgili bir haber okuyor. Haberde bu bilim insanlarının bir biyolojik silah geliştirmeye çalıştığından ve bir çatışma sırasında öldüğünden bahsediliyor. Daha sonra Matt ile bu haberin peşine düşüyorlar ve kendilerini keşfetmeye başlıyorlar.


Kitap boyunca Kate ve Matt'in 1745, 1854, 2019 ve 2039 yıllarında yaşayan 4 farklı versiyonunu okuyoruz. Kitabı oldukça enteresan bir detay var. Ara ara kaynağı bilinmeyen "1854 düzleminde görev ilerliyor." "Müdahale önerildi." "Denek tehlikede" gibi yazılar okuyoruz. Bunları okuyunca benim aklıma Fringe'den Observer'lar geldi. Zaten bunlar da öyle bir şey.

Kitap boyunca bu üst güçlerin bir amacı olduğunu görüyorsunuz ancak kitabın son sayfalarına kadar amacı öğrenemiyorsunuz. Ama amacı öğrendiğinizde de şok oluyorsunuz. Cidden çok şaşırdım ve çok da beğendim.

Ayrıca kitapta her sayfanın üzerinde bir zaman çizgisi var. Okuduğunuz bölümün hangi zamanda olduğunu gösteriyor. Bu detaya BAYILDIM! Kitabı çok beğendim yani sonuç olarak. Bir devam kitabı da var, bu yıl bitmeden onu da okuyabilmeyi umuyorum.

Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 5/5
Çok sevdim.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Çok akıcıydı.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Baskı harikaydı, çeviride de bir problem görmedim.

Orijinal isim (%10): 3/5
Eh :D

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapağı çok güzel!

Final puanı: 4,8

12 Aralık 2016 Pazartesi

Sonat

Kitap Adı: Sonat
Kitap Yazarı: Işılsu Gültekin
Yayınevi: Müptela
Sayfa Sayısı: 449
Baskı Yılı: 2016


Biliyorsunuz, ben normalde bu tarz okumuyorum. Ancak Sonat ilgimi çekmişti. Oldukça güzel bir kapağı var. O yüzden biz de bir grup okuması yapmaya karar verdik ama sonra bir şeyler oldu, neyse sonuç olarak okumuş oldum :D

Kitapla ilgili eleştiri olarak sunabileceğim bir kaç husus var. İlki ana karakterlerin ismi, Hazan ve Hazar. Bu olayın altı "İsimlerinin arasındaki farklı olan tek harf, hayatlarını iki yaka gibi ayıran bir köprüydü" cümlesinden çok daha sağlam bir hikayeyle, bir açıklamayla doldurulsaydı güzel bir ayrıntı olabilirdi. Ama bu haliyle kafa karışıklığından başka bir işlevini göremedim ben.

İkinci olarak çok fazla karakterler, Türkçe ve Rusça bir sürü isim ve Hazan-Hazar karışıklığı yetmezmiş gibi yazar bir de kişilere nasıl hitap edeceğine bir türlü karar verememiş. Bazen karakterlere çocuk, kız, genç çocuk gibi tabirlerle de hitap ediyordu. Bu olayı bir miktar daha karıştırmış.

Şimdi gelelim esas karışıklığa :D Bu sorunu nasıl tanımlayacağımdan emin değilim ama bence en baştan, kitabı yazımıyla ilgili bir problem. Şöyle ki hangi replik kime, hangi betimleme kime ait karman çorman olmuş. Instagramda kitabın yorumlarına göz attığımda hemen herkesin bunu bir problem olarak gördüğünü fark ettim, ki gerçekten de öyle. Şimdi ne olduğunu bir örnekle açıklayacağım :D

"Baloyu yapacağım. Paraya ihtiyacımız var." Hazar yatakta doğrulurken kükredi.

"Şu odaya kafana göre girme!" Sergei gözlerini devirerek elini salladı.

Yukarıda gördüğünüz ilk replik Sergei'ye ait. Hemen ardından, replik biter bitmez gelen hareket Sergei'ye değil, Hazar'a ait. İkinci replik yine Hazar'a ait ama ondan sonra gelen tasvir ise Sergei için. Kitap baştan aşağı böyle, bunun gibi onlarca örnek var. 



Normalde repliğin hemen ardından gelen ifadenin yine o cümleyi söyleyen kişiyle olmasını bekleriz. Diğer kitaplarda böyle en azından, ben ilk kez böyle bir şeyler karşılaşıyorum. Çok fazla karakterin olduğu sahneleri böyle bir dizimle okudunuğuzda cidden her şey karman çorman oluyor. Kim ne söylüyor, ne yapıyor oturup tek tek kontrol etmeniz gerekiyor :D 

Okuyunca normal dizilim bekliyor ve ilk cümleyi Hazar, ikinci cümleyi ise Sergei söylüyor gibi algılıyorsunuz, ardından gelen ifadelere bakınca. Ama yazar nedense sürekli çapraz yapmayı tercih etmiş :D

Bir başka şey de bence kitabın türüyle ilgili, yazar bence yine aşk mı yazsın yoksa aksiyon mu, net olamamış. Kitap sonlara doğru tamamen bir koşuşturma, bir savaşla geçiyor adeta. Kalaşnikoflar, adam öldürmeler, rehin alınmalar... Ayrıca Hazan'ın geçirdiği değişim hiç gerçekçi değildi benim için. Sıradan basit bir lise öğrencisinin elinde bir ara kalaşnikof vardı, KALAŞNİKOF :D 

Kitaptaki okula yeni gelen kötü çocuk ve ona aşık olan kızımız klişesinden hiç bahsetmiyorum. Bununla ilgili instagramda bir fotoğraf paylaşmıştım zaten, o yüzden tekrar yazmak istemedim. O fotoğrafı paylaştığımda "evet klişe başlıyor ama sonra çok farklı bir hikaye oluyor, diğerleri gibi değil" şeklinde yorumlar almıştım.

Benim için çok da farklı bir şey olmadı kitabı okurken. Sonunda pek çok kişinin aksine hüngür hüngür ağlamadım da, gözlerim bile dolmadı açıkçası :D Sena kitabın sonu için "çok gerçekçi, gerçekten olması gerektiği gibi bitti" demişti. Buna katılabilirim ama bilemiyorum, beni kalbimden falan vuramadı.

Kitabın en çok beğendiğim yanı kapağı, ayracı ve aralarda kullanılan çizimleri oldu. Çizimleri Işılsu'nun arkadaşları falan yapmış olabilir bilemiyorum, her çizimin altında bir isim var, ama güzel iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Benim oldukça hoşuma gitti, hem çizimlerin kendisi, hem de ara ara çizimleri görmek.

Hayatımda hiç bu kadar detaylı yorum girmemiş olabilirim :D 2017 ile ilgili planlarımdan biri de buydu, okuduğum kitaplar için daha dikkatli ve detaylı yorumlar yapmak. Bu da ilk olarak Sonat'a nasip oldu, vatana millete hayırlı olsun :D 


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 2/5
Üstte açıkladığım tüm nedenlerde ötürü hem konu hem de kurgu "eh" oldu benim için. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 3/5

Tüm bu klişelere ve problemlere rağmen okurken hızlı aktığını söyleyebilirim.

Baskı kalitesi (%5): 4/5
Baskısı güzel olmuş, çizimler ve sondaki mektuplar ilginç detaylar. Ama sondaki mektuplar da yanlış dizilmiş :D

Güzel kapak (%5): 4/5
Kapağına sevdim ben.

Final puanı: 2,7

9 Aralık 2016 Cuma

H2O (The Rain, #1)

Kitap Adı: H2O
Kitap Yazarı: Virginia Bergin
Yayınevi: Sourcebooks
Sayfa Sayısı: 386
Baskı Yılı: 2012


Ben bu kitabı ilk gördüğüm andan itibaren deli gibi merak ediyor ve okumak istiyordum. Çünkü konusu harika, kapağı mükemmel. Artık sonunda dedim ki yıl bitmeden okuyayım, hani favoriler listemde falan gösteririm. Nerede o günleeer :D

Kitap tam bir fiyasko. Yılın favorilerinde değil de yılın en kötü 5 kitabında falan gösteririm ancak. Gerçekten bu kadar güzel bir konu nasıl rezil edilir, nasıl çöpe çevrilirin en büyük örneği. Normalde bu kitabı 100 sayfa okuduktan sonra yarım bırakırdım. Ama bunda bir inat geldi, bırakmayacağım sonuna kadar gideceğim dedim, sonra da basacağım sıfırı :D 

Kitaba devam ederken bir yandan da belki güzelleşir diye düşündüm, artık son sayfalara girdiğimde hadi belki bomba bir son yapar dedim ama yok. Kitabın tutulacak hiçbir tarafı yok yani :D 



Ya konu gerçekten çok güzel. Bir gün aniden bir yağmur başlıyor ve yağmurun temas ettiği herkes ölüyor. Yağmurun içinde bir şey var, uzmanlar bakteri olduğunu falan düşünüyor. Ama kimse tam olarak neler olduğunu bilmiyor. Düşünsenize, artık hayatınızda su yok. Muslukları açamıyorsunuz, duş alamıyorsunuz, taze sebzeleri falan yiyemiyorsunuz. KONU HARİKA DEĞİL DE NE?

Ama yazar o kadar saçma işliyor ki, kitap boyunca hiçbir şey olmuyor. Dünyanın en itici, en gerizekalı karakteri olan Ruby oradan oraya gidip salak salak şeyler söylüyor sadece :D Ah Ruby! 6-7 yıldır kitap okuyorum, ben hayatımda bir karakterden bu kadar nefret etmedim. Etmedim yani! 

Özetle kitap her anlamda rezalet yani :D Olur da bir gün Türkçeye falan çevrilirse, paranıza yazık etmeyin. Gidin o parayla halen kullanabiliyorken kendinize bir damacana su falan alın :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%40): 1/5
Ya bence konu özgün ama kurgu rezalet. 


Sürükleyici ve akıcı olma (%50): 1/5

Ruby ve gerizekalılıklarını okumaktan içim şişti :D

Baskı kalitesi (%5): 2/5
Ebook olarak okudum, o yüzden yazım hatası, format olarak falan bakıyorum. Kitapta bir çok kelime sansürlenmişti, ne mana? :D

Güzel kapak (%5): 5/5
Kapağına bayılıyorum ya. 

Final puanı: 1,25

4 Aralık 2016 Pazar

Hava Uyanıyor (Air Awakens, #1)

Kitap Adı: Hava Uyanıyor
Özgün Adı: Air Awakens
Kitap Yazarı: Elise Kova
Çeviren: Yaprak Onur

Yayınevi: Yabancı
Sayfa Sayısı: 395
Baskı Yılı: 2016


Bu kitap için ne kadar heyecanlı olduğumu söylemiş miydim? EVET :D Çünkü hava, çünkü elementler, çünkü bükücülük! Bu konuya bayılıyorum ya. Ve bir önce okuduğum Sahte Kraliçe'yi saymazsak daha önce bu konuyu odağa alan bir kitap da okumamıştım sanırım.

Kitapta, dediğim gibi, element bükücülerin olduğu bir dünya var. Yerkırıcılar, Suakıtıcılar, Ateştutucular ve Rüzgargüdücüler. Ancak 100 yıldan fazla zamandır Rüzgargüdücü görülmemiş. Tabii ki Vhalla'ya kadar :D Vhalla aslında şehirdeki kütüphanede çalışan bir kütüphaneci çırağı yalnızca.



Ancak savaş yerinden yaralı olan prense yardım ettikten sonra kendisiyle ilgili bazı şüpheler doğuyor. Ve işte bazı olaylardan sonra Vhalla'nın uyanışı gerçekleşiyor. Vhalla bir rügarbükücü! Ya ben bu element konusunu niye bu kadar çok seviyorum? :D Elementler içinde de havayı ayrı bir seviyorum, o yüzden bu kitabı da çok sevdim.

Ayrıca konuyu falan bir kenara bırakın, peki ya şu kapak? HARİKA OLMAMIŞ MI? Ayıca Goodreads'den falan bir bakın, serideki bütün kitapların kapakları mükemmel gözüküyor. Eminim ki Yabancı orijinal kapakları koruyacak, o yüzden bir an önce hepsi çıksın istiyorum!


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Çok sevdim.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Çok akıcıydı.

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi.

Orijinal isim (%10): 5/5
Hava Uyanıyor!

Güzel kapak (%5): 5/5 
Kapağa öyle bakıp duruyorum sürekli :D

Final puanı: 4,65

2 Aralık 2016 Cuma

Sahte Kraliçe

Kitap Adı: Sahte Kraliçe
Özgün Adı: The Impostor Queen
Kitap Yazarı: Sarah Fine
Çeviren: Derya İmer Aydınlık

Yayınevi: Go!
Sayfa Sayısı: 451
Baskı Yılı: 2016


Sahte Kraliçe'yi Ezgi, Serra ve Sena ile birlikte okuduk. Böyle grup olarak okumak daha keyifli oluyor bence. Gerçi Serra daha bitiremedi galiba :D 

Açıkçası kitaptan pek bir beklentim yoktu. Ama iyi ki de böyle olmuş diyebilirim çünkü kitabı oldukça beğendim. Kitapta en sevdiğim yön tabii ki element bükmeyle karışmış büyü idi. Daha önce böyle bir şey okudum mu hatırlamıyorum. Ama bu kitapta büyü gücü olanlar aslında bir elementi kontrol edebilen bükücüler gibiydi. Bana çok güzel geldi bu detay. 

Kupariler denen bir halkın içinde yaşayan Elli'nin hikayesini okuyoruz bu kitapta. Elli bir Saadella, yani kraliçe olan Valtia'nın varisi. Kupariler Valtia'larına bu kadar ihtiyaç duyuyorlar çünkü Valtia aslında bir tür Avatar diyebiliriz bence. Hem buza hem de ateşe hükmedebiliyor, bir denge sembolü. O yüzden de sert kış günlerinde yaşadıkları köyün etrafına bir sıcak hava dalgası sarıyor. Düşmanlarla savaşıyor falan. 



Elli de varis olarak tapınakta yetiştiriliyor, özenle korunuyor. Çünkü bir Valtia ölünce içindeki bu muazzam büyü gücü varisi olan Saadella'ya geçiyor. Ama tabii ki işler Elli için böyle gitmiyor, büyü gücü Elli'ye geçmiyor ve halk Valtia'sız kalıyor. Ve böylece olaylar başlıyor :D

Kitap gerçekten okuması keyfili, gayet akıcı bir kitaptı. Dediğim gibi buz ve ateşle ilişkilendirilmiş büyü gücü fikri benim çok hoşuma gitti. Bence kitaba bir bakın, bu aralar Mersin Fuarı da devam ediyor sanırım. Go! fuarlarda güzel de indirim yapıyor. Konu sizin de ilginizi çektiyse bence kaçırmayın bu fırsatı :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 4/5
Üçüncüye söylüyor olsam da elementleri kontrol eden büyü çok iyi geldi bana :D

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 5/5
Oldukça akıcıydı. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 3/5
Sahtekar Kraliçe daha uygun oluyor aslında :D

Güzel kapak (%5): 2/5 
Kapak ortalama bence, çok beğenemedim. 

Final puanı: 4,3

30 Kasım 2016 Çarşamba

Kimyager

Kitap Adı: Kimyager
Özgün Adı: The Chemist
Kitap Yazarı: Stephenie Meyer
Çeviren:
Kübra Tekneci
Yayınevi: Epsilon
Sayfa Sayısı: 590
Baskı Yılı: 2016


Kimyacı'nın çıktığını fuarda tesadüfen öğrendim. Epsilon hep böyle ya, Yaşam ve Ölüm'de de böyle yapmışlardı. Sıfır reklam ile sessiz sedasız çıkarıyorlar yeni kitapları :D Çıktığını öğrenince meraktan deliye döndüm tabii ki, "Stephenie Meyer'in yeni kitabı, hem de polisiye!" diye.

Ama maalesef olaylar pek de iyi gelişmedi benim açımdan. Çünkü kitap beklentimin çok altında kaldı. Belki Meyer'den değil de herhangi birinden okusaydım kitabı beğenebilirdim. Ama Meyer benim favori yazarlarımdan. Alacakaranlık'ı çok sevdiğimi zaten biliyorsunuz, Göçebe'ye aşık olmuştum, Yaşam ve Ölüm bir yenidenyazım (?) olmasına rağmen nefisti. O yüzden bu kitap için de beklentiler göklere çıkmıştı :D



Ama bu kitap olmamış. Bilmiyorum, sanırım ben Meyer'e bu türü yakıştıramadım. Alacakaranlık ve Göçebe'yi tam olarak aynı tür içinde nasıl anacağımdan emin değilim ama siz o türü biliyorsunuz :D İşte o türe çok alışmışken, yazarla benimsemişken böyle bambaşka bir türe keskin bir geçiş benim çok hoşuma gitmedi. Bir yazarı böyle hep aynı türde kısıtlamak belki yanlış ama bilmiyorum, bence Meyer kalmalı :D

Kitapta çok fazla şey bildiği için ortadan kaldırılması hedeflenen bir ajan var. Bir gün yanlış bir hedefle temasa geçince işin içine başka biri daha giriyor ve bu üçlü bir kaçış süreci yaşıyorlar. Olay aslında bundan ibaret. Bu nedenle bence kitap gereksiz uzun. Bence rahatlıkla 400 sayfada falan bitirilebilirdi.

Okurken sıkılmıyorsunuz aslında, başlayınca akıcı bir şekilde ilerliyor ama kitabı gördükçe de "yine mi bu kitap, hala bitmedi" falan diye de düşünüyorsunuz :D Dediğim gibi kitabı sevemedim. Bu kitabı yok sayarak Stephenie Meyer'i diğer eserleriyle hatırlamayı tercih edeceğim sanırım :D


Özgün konu ve güzel bir kurgu (%35): 2/5
Eh.

Sürükleyici/Akıcı olma (%45): 3/5
Akıcı sayılabilir. 

Çeviri ve baskı kalitesi (%5): 5/5
Güzeldi. 

Orijinal isim (%10): 5/5
Chemist işte :D

Güzel kapak (%5): 3/5 
Kapağın pek bir esprisi yok.

Final puanı: 2,95