incarceron etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
incarceron etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2014 Pazartesi

Sapphique (Incarceron, #2)

KALBİN KİLİDİNİ HANGİ ANAHTAR AÇAR?

Biri içeride, diğeri dışarıda. 
İkisi de özgürlük arayışında.
Sapphique gibi.
(For English press 9. Kidding, just  click click)

 Goodreads'de 5 üzerinden 3.70, Vikitap'ta ise 10 üzerinden 7.7 puan almış fantasik kurgu. Sapphique... İncaceron'dan kaçmayı başarmış gizemli insanın öyküsü.


Serinin birinci kitabı olan Incarceron ile seriye vurulmuştum (Incarceron yazısı için bi' tık). Sapphique'i de aynı heyecan ve merakla okudum. Daha kitabın dörtte birini henüz okumuşken  Finn ve krallıkla ilgili karşılaştığım şok edici detayla "ee yok artık, Fisher'daki beyinse biz boşa yaşıyoruz" dedim. İlk kitaptan daha aksiyonlu hikayede sayfaları büyük merakla çevirirken ikinci şok dalgası geldi: Başından beri aklımı kurcalayan sorunun cevabını öğrendim, Incarceron nerede ?

Finn hapishaneden çıkmayı başarmıştı, tam söz verdiği gibi Keiro ve Attia'yı da çıkarabilecek mi diye düşünürken, Incarceron'la ilgili öğrendiklerim her şeyi alt üst etti. (Ehh, daha çok spoiler verirsem başıma kötü şeyler gelebilir, en iyisi burada kesmek :D)

Sanki aksiyon, heyecan çok azmış gibi bir de Diyar'da garip şeyler olmaya başladı. Sonunu açıp okumamak için gerçekten zor tuttum kendimi ama okumadım, direndim. Son yüz sayfaya girince olaylar iyice kızışmıştı. Aslında kitap okumanın en sevdiğim yönlerinden biri bu, elinizdeki kitabın sayfalarını çevirirken en usta yönetmenlere taş çıkaracak hayaller kurabiliyorsunuz, hayallerinizde kendi filminizi çekiyorsunuz. Ben de buralarda gişe rekorları kıracak sahnelere imza attım diyebilirim.

Sona yaklaşırken artık Diyar'da olan oldu, Incaceron desen zaten ovv :D Bence yazar gerçekten başarılı bir son yazmış. Bitirince çok boşlukta hissettim kendimi. Çok alışmıştım Finn'e, Claudia'ya hatta Keiro'ya. (Benim de kötü yanım bu işte. Roman kahramanlarına bağlanıyorum, hikayelerin çok etkisinde kalıyorum :D)

Kitaba puanım: 9.5

"Onlar da yıldızlar." dedi Finn usulca

Bu hikaye, bu kurgu daha bir kaç tane kitap çıkarır diye düşünüyorum. Dilerim Catherine Fisher da benle aynı fikirdedir ve serinin 3. kitabını yazmak için kolları çoktan sıvamıştır ve dilerim kitaplar en kısa zamanda sinemaya da uyarlanır.

Bu arada, geçen yazımda sevgili yazarımızın başka kitabı var mı hemen bakacağım demiştim. Evet var! Fisher'ın yine efsane bir fantastik kurguya imza attığı yorumlarıyla taçlanan ORACLE. Ne yapıyoruz, hemen alıp okuyoruuuz !

Oracle elime geçene kadar boş durur muyum ? Tabii ki hayır. Fantasitk kurgudan devam ediyoruz, sıradaki kitabım: Rachel Hartman'dan Seraphina

Herkese keyifli okumalar...

21 Nisan 2014 Pazartesi

Incarceron (Incarceron, #1)

                                       BU HAPİSHANE CANLI! 
Bir hapishane hayal edin: Öyle büyük ki içinde hücreler ve koridorlar, ormanlar, şehirler ve denizler var.



Incarceron... Kitabın arka kapağındaki "Hem ürkütücü hem çok çekici ve bağımlılık yaratacak yeni bir serinin başlangıcı" övgüsünü fazlasıyla hak eden inanılmaz kurgu. Az önce kitabı bitirdim ve bitirdiğimde "vayy be" dedim. Kurguya, hikayeye, Catherine Fisher'ın yaratıcılığına hayran oldum.

Kitabı okumaya başladığımda şu notu almıştım: Incarceron ( nasıl okunduğunu hala çözemedim, inkarseron? :D) ilk sayfalarda bana fazlasıyla Suzanne Collins'in Gregor serisini hatırlattı, umarım onun kadar harika bir kitap tutuyorumdur elimde. 

Gerçekten de onun kadar nefis bir kitap okuyormuşum, baştan sona inanılmaz etkileyici bir kitaptı. Hele son yüz sayfaya girdiğimde yerimde duramadım okurken. Ben mi çok etkileniyorum bilmiyorum ama harbiden nefes kesiciydi :D

(Bu arada büyük bir parantez açayım, kitap bana bir başka kitabı hatırlatınca hemen yazılma zamanlarına baktım. Zekasına ve yaratıclığına aşık olduğum bir başka yazar Collins beş kitaplık Gregor serisini 2003-2007 yılları arasında yazmış. Fisher'ın Incarceron'unun da yayın yılı 2007. Esinlenme var mı, bilemiyorum. İstediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Aslında bununla çok da ilgilenmiyorum, fikir nereden çıktıysa çıktı, ben keyifli okumama bakarım :D)

Kurgu müthiş, yaratıcılık tavan ama ufak tefek eleştirilerim de var kitaba dair. Yazarın bazı şeyleri net olarak açıklamadığını düşünüyorum (ikinci kitaba mı sakladı acaba?). Kitapta sık sık geçen 'dönem', 'protokol', 'ışıkyanması' (sanırım bu gündoğumu :D) 'Sapientler' gibi kavramlar havada kalmış, açıkçası tam olarak neyi ifade ediyorlar anlayamadım.

Ah, bir de kitabın ortalarında hikayenin kilit noktalarından birini tahmin ettim. Ama yine de heyecanla okumaya devam ettim orası ayrı. 

Methiyelerim yazmakla bitmez. Incarceron kitaplığımın başköşesine, hayatımda okuduğum en güzel kitaplarda da top5'e kesinlikle oturdu. Kitaba 10 üzerinden 9,5 veriyorum (yarım puan tahmin edilebilir kısımdan ve havada kalan hikayeye özgü terimlerden gitti :D). Eğer benim gibi bilimkurgu hastasıysanız bir an önce alın, okuyun, okutun :D

Şimdi ilk işim serinin ikinci kitabı Sapphique'e başlamak ve Catherine Fisher'ın bu seri dışında yazdığı herhangi bir şey var mı araştırmak olacak. 

Herkse keyifli okumalar...