Arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2014 Cuma

Maviyi Toplamak (The Giver Quartet, #2)

Kitap Adı: Maviyi Toplamak
Özgün Adı: Gatherşng Blue
Kitap Yazarı: Lois Lowry
Çeviren: Duygu Kayadelen
Yayınevi: Arkadaş
Sayfa Sayısı: 205
Baskı Yılı: 2005

Seçilmiş Kişi serisinin 2. kitabını da okumuş bulundum. Daha önce 1. kitabı burada ve 3. kitabı da burada yazmıştım. Bilindik bir seri olmadığı için 3. kitabı 2. kitaptan önce okumam bir sorun oluşturmadı, her kitapta farklı bir olay var zaten.


Ana kahraman Kira, küçükken babasını kaybetmiş ve annesiyle yaşayan ufak bir kız. Annesi her yıl taa evrenin oluşumundan başlayıp bütün tarihi olayları içeren uzuun bir şarkı söyleyen Şarkıcı'nın pelerinindeki işlemeleri tamir ediyor. (Öh, nasıl tamlama oldu ama :D) İşte bazı bitkileri kaynatıp iplere renk veriyor falan. Anne de daha sonra hastalanıp ölünce bu iş Kira'ya kalıyor. Bu işi gerçekleştirmek üzere Konsey Sarayı'na alınıyor. Babasının ava çıktığında vahşi hayvanlar tarafından öldürüldüğünü sanıyor ancak daha sonra bu olayla ilgili bir takım gerçekler öğreniyor.

İkinci kitabı üçten önce okumak belki biraz daha iyi olabilirmiş. Çünkü Mesajcı'da Kira'yla tekrar karşılaşıyoruz. Matty'nin ve Kahin diye anılan kör adamın aslında kim olduğunu ve hayatlarını ikinci kitapta görüyoruz. Ben önce Mesajcı'yı okuduğum için şimdi Maviyi Toplamak'ta bazı yerlerde aydınlandım resmen :D

Kitapla ilgili yine çok söyleyebileceğim bir şey yok. Zaten kısa bir kitap. Öyle çok büyük bir espirisi yok ama serinin içinde olduğu için okudum işte. Hala bu seride favorim kitabım ilk kitap Seçilmiş Kişi. Belki çıkmakta olan dördüncü kitap Oğul bu sırayı bozabilir.

Kitaba puanım: B+

24 Kasım 2014 Pazartesi

Mesajcı (The Giver Quartet, #3)

Kitap Adı: Mesajcı
Özgün Adı: Messenger
Kitap Yazarı: Lois Lowry
Çeviren: Fikret Topallı
Yayınevi: Arkadaş
Sayfa Sayısı: 184
Baskı Yılı: 2014

Matty insanların mesajlarını taşıyordu. Bu onun göreviydi. Matty gerçek adının konulacağı zaman geldiğinde bunun Mesajcı olmasını istiyordu. Bu ad kulağına çok hoş geliyordu ve bu adı kazanabilmek için sabırsızlıkla bekliyordu.

Öncelikle niye arada 2. kitabı okumayıp 1'den 3'e geçtim onu söyleyeyim. Çünkü bu kitabı Tüyap'tan aldım ve o sırada ikinci kitap kalmamıştı :D Ama bu garip bir seri, her kitap başka bir hikayeyi anlatıyor. O yüzden çok bir şey kaydetmedim diye umut ediyorum. Ama ikinci kitabı da alıp okuyacağım tabii ki :D


Serinin ilk kitabı Seçilmiş Kişi için de yazmıştım. (burada) İlk kitabı Jonas'a ne olduğunu öğrenemeden bitirmiştik ve o zamanki yazımda da üçüncü kitapta bir yerlerde Jonas'ın akıbetini öğreneceğimiz söyleniyor demiştim. Evet öğrendik :D Mesajcı'da gördüğümüz karakterlerden biri aslında Jonas. Yazar bunu açıkça söylemiyor, hatta karakter bir isimle değil bir ünvanla anılıyor. Ama verdiği bir kaç ipucuyla ilk kitabı okuyan biri olarak bunu fark edebiliyorsunuz. Bu kadın çılgın yahu :D

Kitapla ilgili çok yazacak bir şey bulamıyorum aslında. Bu hikaye ufak bir köyde yaşayan insanları anlatıyor. Köye bir ormandan geçerek ulaşılıyor ve orman kesinlikle çok garip bir yer. Diğer yerlerde kötü muamele görmüş insanlar genelde bu köye sığınıyor ve burada güllük gülistanlık yaşıyorlar. İşte bu orman da garip bir yer olduğu için gelen bir daha dönmeye niyetlenmiyor zaten. Ve bu ormandan da yalnızca Matty kaybolmadan kolaylıkla geçiyor. O yüzden de Matty çevredeki yaşam yerlerine iletilmesi gereken mesajları taşıyor.

Ben genel olarak Seçilmiş Kişi'yi daha çok sevmiştim. Mesajcı sanki çok havada kaldı. Mesela köyde bir 'gerçek isim alma' olayı var ama bu gelenek neyin nesi anlatılmamış. Belki de ikinci kitapta ya da dörtte buna dair ipuçları vardır bilemiyorum. Ya da Seçilmiş Kişi'yi okuduktan sonra bir de izlediğim için daha çok kafama yatmış da olabilir.

Sonuç olarak ikinci kitabı belki birkaç güne alırım, yakın zamanda da onun yazısını girerim. Dördüncü kitap olan "Son" henüz çevrilmedi ama Arkadaş Yayınları "Oğul" ismiyle çıkacağını söylemiş kitabın ayracında. Bekliyoruz sevgili Arkadaş Yayınları ! :D

Bir de yine standart eleştirimi yapayım. Seçilmiş Kişi'yi orjinal ismine sadık kalmadan çevirmişti yayınevi (orjinal ismi bence çok daha uygun) ama Mesajcı direkt çevrilmiş. Tebrik ve teşekkür ediyoruz :D

Kitaba puanım: A-

14 Ekim 2014 Salı

Seçilmiş Kişi (The Giver Quartet, #1)

"Jonas." İlk başta fısıldıyorlardı. Zorlukla duyuluyordu, sesleri bastırılmıştı. "Jonas. Jonas." 
Sonra daha yüksek sesle ve hızla devam etti.
 

"JONAS. JONAS. JONAS."

Kitap adı: Seçilmiş Kişi
Özgün adı: The Giver
Kitap Yazarı: Lois Lowry
Çeviren: Esra Davutoğlu
Yayınevi: Arkadaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 167
Baskı Yılı: 2013

Bu yazıyı yazmayı o kadar erteledim ki bu arada bir kitap bitirdim, ikincisini de okumaya başladım :D Ama sonunda oturdum ve yazıyorum.

Seçilmiş Kişi, net olarak belirtilmemiş bir geleceği anlatıyor. Toplum 'aynılaştırılmış' herkesin ten rengi aynı, iklim değişikliği bile yok. Çocuklar yaşlarına göre kategorize ediliyor ve yalnızca o yaş grubuna verilen şeyleri alabiliyorlar. Jonas da bu yıl onbir'lerden olacaktı ve Yaşlılar Komitesi'nin uzun gözlemleri sonucunda yöneltileceği meslek açıklanacaktı. Ama Jonas'ın (ve hiç kimsenin de) beklemediği bir şey oldu.




Anlaşılır bir şekilde "Yirmi" dediğini duydu sesin, "Pierre". Beni atladı diye düşündü Jonas, afallayarak. Yanlış mı işitmişti? Hayır. Numaralar sırayla ilerliyordu. Belki de şimdi adını söyleyecekti. Kendi numarası unutmuş olabilir miydi? Hayır. Her zaman on dokuz olmuştu o. On dokuz yazan koltukta oturuyordu. Jonas başını önüne eğdi ve düşünmeye çalıştı. Nerede hata yapmıştı? 

Seçilmiş Kişi'yi okurken şu dikkatimi çekti. Yazarların böyle distopyalar kurgularken yok ettikleri ilk şey "aile kavramı" oluyor. Mesela Cesur Yeni Dünya'da da çok belirgin olarak gözüküyordu. Yani aile denen şey o kadar yok olmuş ki 'anne' kelimesini kullanmak bile çok ayıp sayılıyor, duyunca yüz kızartıyordu. Lowry'nin Seçilmiş Kişi'sinde de aile birimi olarak adlandırılan yapı çok mekanikleşmiş. Şöyle ki bir kurul tarafından birbirine uyacağı düşünen bir erkek ve kadın eşleştiriliyor. Bir kaç yıl gözlemlendikten ve değerlendirildikten sonra çocuk bakmaya uygun oldukları düşünülürse yine kurul tarafından onlara bir çocuk veriliyor. Zaten bir çiftin en fazla iki çocuk (bir kız ve bir erkek) isteme hakkı var. Bu çocuklarda 11'inde bu göreve uygun görülmüş Doğum Anneleri tarafından doğuruluyor. Her şey atama usulü diyebiliriz :D

Aile ile ilgili bu kurguları düşününce insan düşünmeden edemiyor, gelecekte gerçekten böyle olacak mı? Kaç çocuk yapılacağından tutun, doğum yöntemine kadar her şeye devlet eliyle müdahaleler olduğundan çok da imkansız gelmiyor bana açıkçası :D 

Seçilmiş Kişi ile ilgili bir de şöyle enteresan bir şey öğrendim. Aslında "The Giver Quartet" isimli bir dörtlemenin ilk kitabıymış kendisi. Diğer kitaplar Gathering Blue (Maviyi Toplamak), Messenger (Mesajcı) ve henüz Türkçeye çevrilmemiş Son. Ancak bu alıştığımız serilere pek benzemiyor. Çünkü diğer üç kitaplar aynı konu ya da karakterlerle devam etmiyor. Hepsi başka şeyler anlatıyor ama yorumlardan gördüğüm kadarıyla her şey bir şekilde yerine oturuyor. Yanılmıyorsam, ilk kitabın sonunun nasıl bittiğini üçüncü kitapta bir yerlerde öğreneceğiz. İkinci kitap için de Goodreads'de şöyle bir yorum yapılmış, hoşuma gitti:

It's a whole diffirent story, in a seperate world, but somehow they're alike. 
(Tamamen farklı bir hikaye, ayrı bir dünya ama bir şekilde aynılar.)

Bu arada Seçilmiş Kişi aslında bir çocuk romanıymış. Hatta "Amerikan Çocuk Edebiyatına Yapılan En Değerli Katkı İçin" John Newbery Ödülü'nü kazanmış. Bence distopya sevenlerin keyifle okuyabileceği bir kitap. Özellikle birbiriyle hem ilişkili hem de ilişkili olmayan bu enteresan dörtleme olayı ilgi çekici.

Bu sabah oturup filmini de izledim. Kitaba göre çok fazla değiştirilmiş yer var ama filme ilk başladığımda aslında kitapta açıkça belirtilen bir kısmı hiç öyle hayal etmediğimi fark ettim. Önce bir 'ne oluyor ya?' dedim ama sonra aydınlandım :D Film çok çok güzel değil (IMDb puanı 6.7) ama yine de izlenmesi gerek bence. Lowry'nin distopyasını okurken sevdiyseniz, bir de gözlerinizle görmenizde fayda var.


Kitaba puanım: A-

Herkese keyifli okumalar!